REHBERLİK ve PSİKOLOJİK DANIŞMA SERVİSİ ÇALIŞMALARI

Rehber Öğretmen (Psikolojik Danışman)

 Birikim Okulları Rehberlik Servisi’nin misyonu akademik performansın yanı sıra kişisel ve sosyal gelişimi öncelikli hedef alarak, çeşitli kaynaklar yoluyla gelişimsel ve önleyici rehberlik hizmetleri sunabilmektir. Okulumuzun rehberlik programı öğrenci, veli ve öğretmenlerin olumlu öğrenme deneyimleri yaşamalarına yardımcı olmayı amaçlamaktadır.


 Yaklaşım ve içerik olarak “Gelişimsel ve Önleyici Rehberlik” hizmetleri sunmayı amaçlayan BİRİKİM Okulları Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Servisi, öğrencilerin;


 -Kendilerini tanımalarına,
-Sağlıklı bir özbenlik geliştirmelerine,
-Kendine - başkalarına saygılı olmalarına,
-Sosyal, duygusal, bilişsel ve fiziksel alanlarda gelişmelerine
-Kişisel sorunları çözme konusunda strateji ve alışkanlıklar geliştirmelerine,
-İlgi alanları ve yetenekleri doğrultusunda gelişmelerine yardımcı olmayı hedeflemektedir.


Çalışmalarımız

· Bireysel Rehberlik
· Grup Rehberliği Etkinlikleri
· Mesleki Rehberlik
· Eğitsel Rehberlik
· Değerlendirmeler; Test-Envanter uygulamaları
· Veli Rehberliği

Bireysel Rehberlik

Öğrencilerin ihtiyaçlarına yönelik, öğrencilerden gelen talep (gönüllü) yada diğer kişiler tarafından yapılan yönlendirmeler doğrultusunda öğrenci ile yapılan planlı yada spontan görüşmelerdir. Öğrencilerin karşılaştıkları sorunları çözebilmelerine yardımcı olmak için psikolojik danışma ilke ve yöntemleri doğrultusunda öğrencilerle bireysel görüşmeler yapılır.

Grup Rehberliği Etkinlikleri

Rehberlik saatleri içerisinde, öğrencilerin grup etkileşimini geliştirmeleri ve kendilerini ifade edebilmelerine yardımcı olmaya yönelik gelişim dönemlerine uygun etkinlikler yapılır. Rehberlik saatleri dışında farklı ihtiyaçlara yönelik dönemsel grup çalışmalarıgerçekleştirilmektedir.

Eğitsel Rehberlik

Öğrencilerin geleceğe yönelik hedefler belirlemeleri ve bu hedefler doğrultusunda etkili ders çalışma ve zamanı verimli kullanmalarına yardımcı olmak amacıyla bireysel görüşmeler ve grup görüşmelerinde bulunulur ve bilgi vermeye yönelik sunumlar gerçekleştirilir.

Mesleki Rehberlik

Öğrencilerin gelecekte yönelebilecekleri alanları ve meslekleri tanımlarına ve bu doğrultuda sağlıklı seçimler yapabilmelerine yardımcıolmak amacıyla etkinlikler ve bilgi verme çalışmaları,sunular yapılır. İlgi ve yeteneklerini tanımalarına yönelik test ve envanter uygulamaları yapılmaktadır.

Değerlendirmeler/Test-Envanter uygulamaları

Rehberlik servisi olarak öğrenciler için sene içerisinde çeşitli test ve envanterlerin yardımıyla kişisel ve sosyal gelişim değerlendirmesi yapılmaktadır. Bu değerlendirme, ilgili psikolojik danışman tarafından farklı alanlarda öğrencinin geldiği gelişimsel noktaları belirtmek amacıyla kullanılmaktadır.

Veli Rehberliği

Veli ile yapılan görüşmeler, velilerin kendi ihtiyaçları doğrultusunda ya da Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi’nin gerek gördüğü durumlarda randevu yolu ile gerçekleştirilir.

ADALET

 Adalet birisine ya da bir şeye hakkını vermek, hakkı gözetmek, yerine getirmek, doğruluk anlamlarına gelir. Yönetimi veya emri altında bulunanlara karşı adil, insaflı, merhametli olmak… Adalet, insanlar arasında hiçbir ayrım yapmadan hükmetmeyi, insanların hakkını korumayı, zulme asla rıza göstermemeyi, zalime karşı mazlumdan yana tavır almayı, ihtiyaç içinde olanlara yardım eli uzatmayı içerir.


Lütfen Dikkat Edelim

 • Çocuklarınızın ihtiyaçlarına aynı derecede duyarlı olun. Cinsiyetinden ya da yaşından dolayı çocuklarınıza ayrıcalıklar tanımayın. “Sen küçüksün karışma” , “Sen abisin; idare et” , “Sen ablasın; anlayışlı ol” gibi sözlerle çocuklarınız arasında ayrıma gitmeyin.

 • Çocuğunuzun yaşından daha olgun davranmasını beklemeyin. Gelişim çağı özelliklerine uygun beklentiler geliştirin; örneğin üç yaşındaki çocuğunuzun benmerkezci davranışları olabileceğini gözden kaçırmayın.



 • Eşiniz ve çocuklarınız arasında ayrım yapmayın, aralarında adaleti gözetin ki çocuğunuz annesine/babasına karşı da adaletli davranmayı sizin uygulamanızdan öğrensin.

 • Yetişkinlere gösterdiğiniz saygı ve özeni çocuklara da gösterin. Bazen aynı masada yemek yemek dahi bir adalet örneğidir.

 • Etrafınızdaki her şeye ve herkese karşı dengeli bir yaklaşım içinde olun, bu çerçevedeki davranışlarınızı sözlü olarak da ifade edin.

 • Çocuğunuz bir yargıda bulunduğunda kanıt isteyin. Zanla hareket ettiği durumlarda onu uyarın.

 • Yaşanan problemler durumlarını çözümlerken adil olmak için elinizden geleni yapın. Araştırın, dinleyin, güven duyun, sağduyulu davranın ki çocuğunuza örnek olasınız.

 • Birisine haksızlık yapmaktan kaçının ve bu konudaki duyarlılığınızı zaman zaman dillendirin.

 • Bencil davranışlardan kaçının; örneğin sıranızı bekleyin, gerektiği durumlarda sizden sonraki birine öncelik tanıyın.

 • Zayıf veya güçsüz konumdakileri gözetin; örneğin otobüste yer verin, karşıdan karşıya geçmesi için yardımcı olun.

 • Çocuğunuzun sergilediği yanlış davranışlara karşı bir yaptırımda bulunmanız gerektiğinde hata ile eşdeğer olmasına özen gösterin; aşırıya kaçmayın.

 • Yaptığı bir yanlıştan dolayı özür dileyen; işlediği bir suçun cezasını çeken birine şans tanıyın. Affedici olun.


Altı-On Yaş Çocuğunun Yapabileceği

Adil Davranışlara Örnekler

 • Kendi dağıttığı odasını başkasına toplatmamak.

 • Düzen konusuna dikkat ederek başkasını rahatsız etmemek.

 • Haklı olan arkadaşının yanında yer almak.

 • Kendisi ya da çevresinde tespit ettiği haksızlıkları dile getirmek.


Ergen veya Gençten

 • Adil olmayan iş bölümüne karşı çıkmak, adil ortamlar için öneriler sunmak.

  • Arkadaşlarına karşı tarafgir olmamak, haklı olanın yanında yer almak.

  • Kendisi ya da çevresinde tespit ettiği haksızlıkları dile getirmek.

 • Çevredekilere haksızlık etmemek.

ANA BABALARIN YAYGIN TUTUMLARI VE BU TUTUMLARIN ÇOCUKLARIN KİŞİLİK GELİŞİMLERİ ÜZERİNDE KALICI ETKİLERİ
1) BASKICI, OTORİTER, KATI VE SIKI ANNE BABA TUTUMU

BASKICI, OTORİTER, KATI VE SIKI ANNE BABA TUTUMU BENİMSENEN AİLELERDE

 • Çocukların çocukluğunu yaşama fırsatı olmaz

 • Evde askeri bir sistem hâkimdir

 • Anne babanın gözleri sürekli bu çocukların üzerindedir. Çocuğun yaptığı her türlü harekette bir kusur bir yanlış arayıp dururlar

 • Çocuk sürekli kaygı içindedir

 • Anne baba çocuğu hor görürler. Çeşitli olumsuz özelliklerle çocuğu nitelendirirler

 • Çocuğumu eğitiyorum, terbiye ediyorum” mantığıyla çocuğa şiddet uygulanır

 • Anne babalar çocuğunu anlama çabasını hiç göstermezler

 • Ceza her zaman ön plandadır. Ayrıca çocuğun işlediği suçla ceza orantılı değildir.

 • Çocuğun en doğal hakları dahi aile tarafından çocuğa uslu olmasının bir ödülü olarak verilir


BASKICI, OTORİTER, KATI VE SIKI ANNE BABA TUTUMUNUN ÇOCUĞUN KİŞİLİK ÜZERİNDE KALICI ETKİLERİ

 • Anne babanın çocuğu sürekli eleştiriyor olması çocuğu çekingen yapar.

 • Çoğu kez çocuk kendisinden bekleneni ailesine veremez.

 • Zorlamalar çocuğu kıskaç gibi sıkar

 • Çocuk kendi iç dengesini yitirir

 • Çocuk ya tümüyle çığırından çıkar ve ele avuca sığmaz ya da

 • Renksiz, kişiliksiz başkasının etkisinde kolaylıkla kalabilir birisi haline gelir

 • İnsanlar tarafından kolay kandırılır, kullanılır


2) DENGESİZ, KARARSIZ VE TUTARSIZ ANNE BABA TUTUMU

DENGESİZ, KARARSIZ VE TUTARSIZ ANNE BABA TUTUMU BENİMSENEN AİLELERDE

 • Annenin ak dediğine baba kara der.

 • Anne baba birbirlerini çocuğun yanında eleştirirler

 • Anne babalar bazı çocuklarını daha çok severler

 • Anne babalar çocuklarının arasında kız erkek ayrımı yaparlar

 • Büyük çocukların yetiştirilme tarzı ile küçük çocukların yetiştirilme tarzları arasında farklılıklar görülmektedir.


DENGESİZ, KARARSIZ VE TUTARSIZ ANNE BABA TUTUMUNUN ÇOCUĞUN KİŞİLİK GELİŞİMİ ÜZERİNDE KALICI ETKİLERİ

 • Çocuk hangi davranışın nerede ve ne zaman yapılmayacağını kestiremez. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez.

 • Çocuk kendini kanıtlamak ve dikkatleri üzerine çekmek için sakin, ürkek, yumuşak huylu, ılımlı söz dinleyen bir çocuk olur ya da

 • Kendi benliğini ve bağımsızlığını göstermek için kavgacı, asabi, çabuk kırılıp öfkelenen, tepkisel bir kişilik yapısı geliştirebilir.


3) ABARTILMIŞ SEVGİ VE AŞIRI KORUYUCU ANNE BABA TUTUMU

 • Abartılmış sevgi ve aşırı koruyuculuk daha çok anne çocuk ilişkisinde ortaya çıkmaktadır.

 • Aşırı koruyuculuğun ve sevginin altında yatan ana sebep annenin yalnızlığı ve hayattan özellikle de eşinden ve evliliğinden beklediğini bulamamış olmasıdır.

 • Aşırı koruyucu ve abartılı sevgisi olan anne babalar çocuklarına derin duygusal bağla bağlıdırlar.

 • Anne baba çocukları için sebepsiz yere aşırı kaygı içindedirler.

 • Çocuğa karşı boğucu şefkat gösterirler.

 • Bu tür ailelerde çocuğa doğal yaşam hakkı verilmez.

 • Anne baba çocuğa yaptırmak istedikleri bir davranış için duygu sömürüsü metodu ve şiddetli şefkat yöntemi kullanırlar.

 • Aşırı bağımlı bir çocuk kendine ait bir kişilik yapısı geliştirmekte çok zorlanırlar.


ABARTILMIŞ SEVGİ VE AŞIRI KORUYUCU ANNE BABA TUTUMUNUN ÇOCUĞUN KİŞİLİK GELİŞİMİ ÜZERİNDE KALICI ETKİLERİ

 • Aşırı koruyucu ve abartılmış sevgi ile büyütülen çocuklar hayata ve sosyal yaşama gereğince hazırlanamazlar.

 • Bu tür ailelerde yetişen çocuklar beceriksiz, çekingen ve sakar görünürler.

 • Atılım ve başarma gücünden, kendilerini kabul ettirme istek ve yeteneğinden yoksundurlar.

 • Çocuklar çoğunlukla mutsuz olurlar.

 • Ailenin aşırı ilgisi ve çocuğa olan düşkünlüğü çocuğu bencil yapar.

 • Çocuk ailesine olan bağımlılığını dış çevreye de genelleyebilir.


4) GEVŞEK ANNE BABA TUTUMU

 Gevşek anne baba tutumunda anne babanın çocuğa egemen olma ve onun üzerinde baskı kurma eğilimi yerine, çocuğun başına buyruk yetişmesi dilediğince davranması ve çocuğun üzerinde aile denetiminin olmaması vardır.

 •Çocuğun aşırı hareket ve davranış serbestliği vardır.

 •“Bırak karışma! Neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendisi bulsun. Yaşayarak öğrensin” mantığı ailelerde söz konusudur.

 •Çocuğa neyi yapması veya neyi yapmaması konusunda bilgi verilmez.

 •Çocuğa hiçbir zaman kesin kurallar belirtilmez.

 •Anne baba çocuğun yanlış davranışlarını görmekte ama “İyi bir eğitimci baskıcı değil, özgür olmalıdır” düşüncesi egemendir.

 •Anne baba çocuğun davranışlarına karışmamakta yalnız büyük bir problem olduğunda varlıklarını hissettirmektedirler.

 •Çocuklar okuldaki kurallarla karşı karşıya kalınca hayal kırıklığına uğramaktadırlar.


GEVŞEK ANNE BABA TUTUMUNUN ÇOCUĞUN KİŞİLİK GELİŞİMİ ÜZERİNDE KALICI ETKİLERİ

 •Gevşek anne baba tutumunda yetişen çocuklar bir müddet sonra anne babalarını denetim altına alırlar.

 •Aile bireyleri çocuğun isteklerine kayıtsız şartsız uydukları için çocuk genelleme yapar “Annem, babam, halam dedem... Komşular her dediğimi yapıyor. Demek herkes her istediğimi yaptırabilirim” düşüncesi hâkim olur.

 •Bu tür ailelerde yetişen çocukların genel özellikleri bencil, sorumsuz, çabuk kızan, darılan, kırılgan, sabırsız, şımarık, zor sosyalleşen davranış özellikleri gösterebilir.

 •Gururlu,kibirli,kendini beğenen bir kişilik özelliği de sergileyebilirler.

 •Bu tür çocuklar kendilerine olduklarından daha fazla değer verirler.

 •Bu tür çocuklar sosyal ortama girdiğinde ve her dediğinin olmadığını görünce hayal kırıklığına uğrar ve kendi iç kabuğuna çekilirler.

 •Çocuklar anneye babaya karşı tehditkârdır.


5) MÜKEMMELİYETÇİ ANNE BABA TUTUMU

 • Mükemmeliyetçi anne baba her şeyin en iyisini çocuğundan bekler.Kendi gerçekleştirmediği yaşantıları çocuklarının gerçekleştirmesini ister.

 • Bu tutumda olan anne babalar çocuğu olduğu gibi kabul etmez.

 • Anne babalar çocuğun kaldırabileceğinden çok daha fazlasını yüklerler.

 • Mükemmeliyetçi ailelerde anne babaların kuralları ve kalıpları vardır. Çocuklar da bu kurallara uymak zorundadır.

 • Çocuğun arkadaşlarının seçimi de aileye aittir.

 • Çocuk anne babanın kurallarına ters olan hareketlerde bulunduğunda çocuğa verilen cezalar da katı ve sert olmaktadır.

 • Mükemmeliyetçi anne babalar çocuklarından aşırı titizlik ve temizlik beklerler.

 • Anne babanın çocuktan beklentileri çocuğun kapasitesinin çok üstündedir.

 • Çocuk devamlı anne babanın yarattığı kalıba uymak zorundadır.


MÜKEMMELİYETÇİ ANNE BABA TUTUMUNUN ÇOCUĞUN KİŞİLİK GELİŞİMİ ÜZERİNDE KALICI ETKİLERİ

 • Mükemmeliyetçi anne baba tutumuyla yetişen çocukların kişilik ve karakter yapıları genelde çok katıdır.

 • Çocuk daima bir çatışma içindedir. Kendi doğal iç güdüleri ve ağır kurallar arasında sıkışıp kalmıştır.

 • Çocuk her işte en iyisi ve en üstünü olmak ister. Fakat her işte istediği seviyeyi yakalamayınca hayal kırıklığına uğrar. Aşağılık duygusu çocukta gelişir.

 • Anne baba doyumsuz olduğu ve hep daha dediği için çocukta da doyumsuzluk yerleşir.


6) KABUL EDİCİ, GÜVEN VERİCİ VE HOŞGÖRÜLÜANNE BABA TUTUMU

 • Kabul eden anne baba, çocuğun ilgilerini göz önünde tutarak, onun yeteneklerini geliştirecek ortamı çocuk için hazırlar.

 • Anne baba birbirlerine ve çocuklarına karşı olan duygularında net ve açıktır.

 • Aile içinde güven ve şeffaflık vardır. Problemlerle nasıl baş edebileceklerini birlikte araştırırlar.

 • Belli kısıtlamaların dışında çocuğun istek ve arzuları yerine getirilir.

 • Aile çocuğa kendi benliğini, kimliğini, duygu ve düşüncelerini anlatma özgürlüğü vermektedir.

 • Aileyi ilgilendiren kararlar alınırken çocuğun da fikri alınır.

 • Çocuğun bir birey olarak ailesini sevip sayan ama bağımsız bir fert olması gerektiği inancı mevcuttur.

 • Çocuğa sevgi ve saygı gösterilmektedir.

 • Aile her şeyden önce çok iyi rehberdir. Çocuğa yol gösterilir ama alacağı kararlar konusunda serbest bırakılır.

 • Böyle bir ailede evde ve toplumda kabul edilen ve edilmeyen davranışların sınırları bellidir.

 • Her şeyden önce anne ve baba iyi bir modeldir.

 • Çocuk sınırlar içinde özgürdür.

 • Anne babalar çocuğa şiddet ve duygusal yaptırım gücü yerine ona anlatarak ve onu ikna ederek denetlemeyi seçer.

 • Problemler yine konuşarak ve ikna edilerek çözüme ulaştırılır.


KABUL EDİCİ, GÜVEN VERİCİ VE HOŞGÖRÜLÜ ANNE BABA TUTUMUNUN ÇOCUĞUN KİŞİLİK GELİŞİMİ ÜZERİNDE KALICI ETKİLERİ

Hoşgörülü ve güven verici bir ortamda yetişen çocuk


 • Kendine ve çevresine saygılı, sınırları bilen,yaratıcı,aktif, girişken olur.

 • Sağlıklı ilişkiler kurabilir.

 • Kendi inandıklarını sonuna kadar savunabilir.

 • Fikirlerini serbestçe söyleyebilir.

 • Kendine ait fikirleri doğrultusunda hareket eder.

 • Kişilik ve davranışları açısından dengeli olur.

 • Sorumluluk duyguları gelişmiş.

 • Kurallara ve otoriteye karşı körü körüne bağlı değildir.


ANABABA-ÇOCUK ÇATIŞMALARI

 Anne babalar çatışmaların çözümü hakkında az bilgiye sahip olduklarından çatışmaları iki temel yaklaşımla çözmeye çabalarlar” Kazan – kaybet” yöntemiyle. Kazan-kaybet yöntemi kullanılan ailelerde her taraf kazanmak ister ve kendi isteğini karşısındakine kabul ettirmeye uğraşır. Bu açık savaşta çocuklar kazandıkları zaman anne ve babasının gereksinimlerine karşı düşüncesiz ve saygısızdır. Ana babalar kendi gücünü kullanıp savaşta birinci çıktıkları zaman çocuklarının gereksinimlerine karşı düşüncesiz ve saygısız davranırlar. Her iki durumda da kaybeden öfke, kızgınlık ve öç alma arzusu hisseder. Boyun eğmek zorunda kaldığı zaman ise buna karşılık düşmanca duygular besler.


 Bu yöntem yerine anne babaların kullanabilecekleri çok daha etkili bir yöntem var “Kaybeden-Yok” yöntemi.


KAYBEDEN-YOK YÖNTEMİ NASIL UYGULANIR?

 Kaybeden yok yöntemini uygulamaya karar veren anne babalar başlangıçta oturup çocuklarına bu yöntemi ayrıntılarıyla anlatmalıdır. Daha sonra bu yöntemin başarısını sağlayan 6 basamağı da uygulamaya geçirmeleri gerekir.


1.Basamak: Çatışmayı (Sorunu) Tanımlama

 Ana babalar çocuğun dikkatini çekmek ve sorunu çözmeye davet etmek için istekli olmasını sağlamaları gerek. Aşağıdaki kilit noktalara önem verilmeli:


 1) Çocuğunuzun bir işle uğraşmadığı bir zamanı seçin.

 2) Çözümlemesi gereken bir sorununuz olduğunu söylerken dolambaçlı yollara sapmayın.

 3) Neyin canınızı sıktığını, hangi gereksinimlerinizin karşılanmadığını ve duygularınızı çocuğa açıkça anlatın. Burada Ben-dilinin kullanılması önemlidir. “Evde herkes bir iş yapabilecekken, tüm işlerin benim yapmamın haksızlık olduğunu düşünüyorum” gibi.

 4) Çocuğunuzu suçlamayın ve yargılamayın.”Kendi odana hiç özen göstermiyorsun” gibi iletiler göndermeyin.


2.Basamak: Çözümler Üretme

 Bu bölümün anahtarı, çeşitli çözümler üretmektir. ” Haydi, aklımızı kullanıp bazı çözümler bulalım “ “Bu sorunu çözebileceğimiz çeşitli yollar olmalı” gibi önerilerde ana baba olarak bulunabilirsiniz. Aşağıdaki kilit noktalar yardımcı olabilir.


 1) Önce çocukların çözümlerini almaya çalışın. Daha sonra kendinizinkileri ekleyin.

 2) Bulunan çözümleri küçümsememek ve yargılamamak çok önemlidir. İlk başta bütün çözümleri kabul edin, daha sonra elenebilir.

 3) Çocuklarınızdan bir tanesi çözüm öneremiyorsa onu katılmaya yüreklendirin.


3.Basamak: Çözümleri Değerlendirme

 Artık çözümlerin değerlendirmesine geçilebilir. Önerilen çözümlerin üzerinde tek tek konuşun. Hoşlanmadığınız veya katılmadığınız yanları varsa açıklayın.


4.Basamak: En İyi Çözüme Karar Verme

 Önceki basamaklar doğru uygulanınca, bu basamaktaki çatışmalardan çok iyi bir çözümün çıkması doğaldır. Son karara ulaşmak için bazı ipuçları:

 1) ”Herkes bu çözümden memnun mu?” “Bu çözümün sorunumuzu gidereceğini düşünüyor musunuz?” türünden sorularla çocukların duygu ve düşüncelerini test edin.

 2) Alacağınız kararın son ve değiştirilemez karar olduğunu düşünmeyin. Esnek olunabileceğini gösterin. “Bu çözümde anlaşmış görünüyoruz, uygulamaya başlayalım ve sorunumuzu gerçekten çözecek mi görelim.” gibi cümleler kullanarak bunu anlatabilirsiniz.

 3) Herkesin bu kararı yerine getirmek için söz vermiş olduğunu açıkça belirtin.


5. Basamak: Kararın Nasıl Uygulanacağını Belirtme

 Bir karara vardıktan sonra bunun nasıl uygulanacağını ayrıntılı olarak anlatmak gerekir. Büyükler ve çocuklar birbirilerine “Kim neyi ne zaman yapacak?” , “Şimdi ne yapmamız gerekiyor?” , “Ne zaman başlıyoruz?” gibi soruları sorma gereğini duyabilirler. Örneğin, ev işleri ve görevlerle ilgili çatışmalarda şu sorular tartışılmalıdır: “Hangi günler “ , “Ne sıklıkla” , “İşin nasıl ve ne kadar yapılması isteniyor?”.


 Son karar üzerinde net bir anlaşma oluncaya kadar yukarıdaki uygulama sorularının ertelemesi iyi olur.


6. Basamak: Değerlendirme İçin Çözümün Uygulanışını İzleme

 Kaybeden yok yöntemiyle alınan kararlarının hepsi iyi olmaya bilir. Ana babaların alınan kararların uygulamasından çocuğunun memnun olup olmadığını denetlemeleri gerekebilir. Çocuklar, bazen uygulamasının zorluğu daha sonra ortaya çıkan bir karara kendilerini bağlı hissedebilirler. Ya da anne/baba çeşitli nedenlerle bu anlaşmanın yerine getirilmesinin zorluğunu görebilir. Böyle durumlarda ana babalar bir süre sonra “, “Kararımızla ilgili sorun var mı? “ , “Kararımızdan hala memnun musunuz?” gibi sorularla kararın doğruluğunu test etmeleri iyi olur. Bazen bu izleme ilk kararın değiştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşabilir. Bu tür durumlarda aile bir araya gelip yeni bir çözüm önerisinde bulunabilir.


 Kaybeden-yok yöntemi anne baba –çocuk ilişkisini güçlendirir, ailede huzuru ve güveni sağlar.


KAYBEDEN-YOK YÖNTEMİNİN ETKİSİ NEDİR?

Çocuklar Çözümü Uygulamaya daha isteklidir

 Bu yöntemde çocuğun düşüncesi sorulduğu ve kararın uygulanmasında anne babasıyla beraber onayı alındığı için çözümün gerçekleşmesi daha verimli olur.


 Birlikte alınan kararların çocuklar tarafından her zaman uygulanacağı garantisini vermez ama bu olasılığı büyük ölçüde arttırır. Çocuklar kararının kendi kararları olduğu duygusunu taşırlar. Çözüm için söz vermişlerdir ve onu yerine getirmenin sorumluluğunu hissederler.


Çocukların Düşünme Becerileri Gelişir

 Kaybeden-yok yöntemi çocukları düşünmeye yönlendirir. Anne/Baba çocuğa şu işareti verir: Aramızda bir çatışma var, bir araya gelip bir çözüm bulalım. Bu yöntem hem anne baba hem çocuk için sonuca ulaşmada zihinsel bir egzersizdir.


Az Düşmanlık-Çok Sevgi Doğar

 Kaybeden-yok yöntemini uygulayan anne babalar çocuklarının onlara karşı sevginin büyüdüğünü ve düşmanca tavırlarının çok azaldığını anlatırlar. İki insan bir çözüm üzerinden anlaşınca aralarında kırgınlık ve düşmanca tavırlara yer kalmaz.


Az zorlama

 Bu yöntemde zorlamaya yer yoktur çünkü her iki tarafın istek ve onayı ile bir karara varılır.


Kazan-Kaybet Yöntemi Gerçek Sorunları Yakalar

 Yöntem 1’i kullanan anne babalar çocuklarını gerçekten rahatsız eden şeyi bulma şansını kaçırırlar Hemen kendi çözümlerini öne sürerler. Böylece çocuğun o andaki davranışının belirleyicisi olan çok derinlerdeki duygularını iletmesini engellemiş olurlar. Diğer yandan Yöntem 3 çoğunlukla bir tepki zinciri başlatır. Çocuğun o biçimde davranmasına neden olan ve canını sıkan gerçek soruna ulaşmasına neden olan ve canını sıkan gerçek soruna ulaşmasına izin verir.


Kazanan-Yok Yöntemi Bir “Terapi” Gibidir

 Bu çatışma çözme yöntemini kullandıktan sonra anne babalar çocuklarında gözle görülür değişiklikler meydana geldiğini sevinçle bildirirler.

BABALARA…

 Çağımızı “babasızlık çağı” diye tanımlayan uzmanlar var. Çok çalışmak zorunda olan babalar, fiziksel olarak çocuklarına uzak olduğu gibi, iyi kazanan ve vakti çok babalar da çocuklarına duygusal olarak uzak duruyorlar.


Çocuğunuzun annesine saygılı olun

 Bir babanın çocukları için yapacağı en büyük iyilik annelerine saygı göstermektir. Evlilik, çocukların içinde büyüdüğü, en zayıf zamanlarını geçirdikleri bir kozadır. İnciyi ince ince büyüten sedef gibi; çocukların kalbini büyütür. Birbirlerine saygı duyan anne ve baba, çocuklarına en güzel model olur. Oğlunuz bir kadına nasıl davranılacağını sizden öğrenir; siz karınıza, yani oğlunuzun annesine kötü davranırsanız, gelininize kötülük etmiş olursunuz. Üstelik, gelininize yaptığınız bu dolaylı kötülük, oğlunuza da kötülük olarak yansır, bundan torunlarınız da payını alır. Bakın ne kadar kritik bir noktada bulunuyorsunuz. Karınız size nasıl davranıyorsa, kızınız da damadınıza öyle davranacaktır. Anne ve babanın birbirine saygılı olduğu bir evde, çocuklar varlıklarından daha çok memnun olur, özgüvenleri gelişir, kendi varlıklarını daha anlamlı bulur...


Çocuklarınızla olun

 Kabul; çocuklarınız için çok çalışıyorsunuz; onların geleceği adına koşturuyorsunuz; onları mutluk etmek için yoruluyorsunuz. Çocuklarınız için çok çalışıyor olmanız, onlara iyilik olarak yetmez. Çocuklarınız için çalıştığınız kadar, çocuklarınız için var olmalısınız da. Onların yanında olmak onlar için çalışmaktan da, onlar için kazanmaktan da önemli ve önceliklidir. Onların yanında fiziksel ve duygusal olarak var olmanız, onlar için yaptıklarınızı da anlamlı kılacaktır. Önemli olan onlar için yaptıklarınızın büyüklüğü. Siz onların yanında olduğunuz sürece anlamlı olacaktır.


Dinlenme hakkınızı kazanın

 Çoğu kez, babalar çocuklarıyla yanlış bir şey yaptıklarında konuşurlar. Bu yüzden, anneler çocuklarına “Baban seninle konuşmak istiyor” deyince, çocuklar isteksiz davranırlar. Çocuklarınızla özellikle güzel şeyler yaptıkları zaman konuşun. Bir dedektif gibi yaptıkları güzel ve olumlu şeyleri, çok küçük de olsa, hatta özellikle küçük olanlarını, sık sık tebrik edin; çocuklarınız iyi yolda olduklarını sizden öğrensinler. Böyle yaparsanız, çocuğunuz büyüdükçe, onunla konuşma hakkı kazanacaksınız. Sadece olumsuz şeylerde sesinizi yükselttiğinizde, çocuğunuz tarafından dinlenme hakkınızı kaybedersiniz.


Disiplin verin ama sevgiyle…

 Bu da çok klasik bir tavsiye gibi gelebilir kulağınıza. Kendi kalbinizde varlığını hissettiğiniz şeydir sevgi; onun orada olduğundan eminsiniz. Size çocuklarınızı sevmeyi öğretecek biri yoktur. Kimsenin hatırına seviyor değilsiniz onları. Ancak sevginin orada, yani kalbinizde olması, çocuklarınızın buna eriştiği anlamına gelmez. Çoğunlukla saklıyor olabiliriz sevgimizi. Hele de bizimki gibi babalara ciddiyet ve otorite rolünün özellikle yüklendiği bir toplumda, çocuklarınıza çoğu kez çatık kaşlı görüntü veriyor olabilirsiniz. Dilerseniz, yarın bir günlük tutun kendinize. Annelerine kıyasla, daha sert ve otoriter bir kimlik sunduğunuzu görmekte gecikmeyeceksiniz. (Beni yanıltmanız en büyük dileğimdir!) Disiplin deyince illâ da aklımıza sertlik ve huşûnet gelir; disiplin sadece sevgiyle de olabilir. Disiplin için gerekli korkuyu, çocuğunuzun sizin sevginizi kaybetme korkusuna dönüştürmeniz gerekir.


Rol modeli olun

 Farkında olmayabilirsiniz ama çocuklarınız için önemli bir rol modelisiniz. Babasıyla güzel vakitler geçiren bir kız, erkekler tarafından saygıyı hak ettiğini öğrenir; kendine buna göre eş arar. Oğlunuzun yanında, bazı şeyleri kaybetmek adına da olsa dürüst davranıyorsanız, onca uzun derslere gerek kalmadan ondan dürüst ve sorumlu olmayı beklersiniz. Dünya bir sahnedir ve başrolü yada en azından yardımcı karakter rolünü babalar oynar. Oğlunuz ve kızınız size çok etkili bir rol vermiştir. Birlikte olduğunuz zamanlarda, onlara doğruyu ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü yaşayarak öğretin. Örneklerinizi gündelik hayatın içinden çıkarın. Hayatın kendisinin en büyük laboratuar olduğunu hep hatırınızda tutun.


Ailece birlikte yemek yiyin

 Yemek masası ya da sofrası, hâlihazırda yeryüzünün en etkili iletişim ortamını sunar. (Profesyoneller iş konuşmalarını ve anlaşmalarını yemekli yaparken bu önemli detayı göz önünde tutarlar.) Tatlı bir şeyi paylaşırken, en önemli ihtiyacımız olan beslenmeyi karşılarken, söylediklerimiz de, dinlediklerimiz de güzelleşir. Öğünlerin içinde en önemlisi kahvaltıdır. Birlikte kahvaltı yapmanın, kahvaltıda ne yediğinizden bağımsız olarak, okul ve iş başarısını artırdığı çok sayıda araştırmayla doğrulanmıştır. Kahvaltı, yoğun bir günün öncesinde, öğle yemeği yoğun bir günün tam ortasında, akşam yemeği yoğun bir günün sonunda, sakin ve duru bir ortam sunar. Aile üyelerinin telaşsız birlikteliği için önemli fırsattır yemekler. Çocuklarınız ve eşiniz yemek sırasında size açılmaya daha da yatkındırlar. Siz de onlara açılabilirsiniz. Şimdi hafızanızı bir yoklarsanız, kendi anne ve babanızla ve kardeşlerinizle geçirdiğiniz en güzel zamanlara, ya demli bir çay kokusu yada tadı damağınızda bir yemek tadı eşlik eder. Sabahları birlikte kahvaltı edin; mümkünse akşam yemeğinde birlikte olun.


Çocuklarınıza okuyun

 Televizyonun ve bilgisayarın hükmettiği bir çağda, okuyan bir baba modeli, hele de çocuklarıyla birlikte okuyan bir baba modeli olağanüstü bir güzelliktir. Böylece televizyonun ve bilgisayarın çekim etkisine karşı, sahici ve canlı bir çekim alanı oluşturmuş olursunuz. Çocuklar, bizzat yaparak ve okuyarak, görerek ve işiterek öğrenirler. İyi bir okuyucu olarak, onlara hem tatlı ve çekici bir iletişim ortamı sunarsınız, hem de onları kültürün en önemli bileşeni kitaplara (ve kendinize) dost edersiniz.


Duygularınızı açık edin

 Çocuklar, yeni geldikleri dünyada güven ararlar. Ailede ve dünyada, istendiklerini, kabul edildiklerini ve sevildiklerini sürekli yoklarlar. Özellikle babalar çocuklarına güven duyacakları, sevildiklerini hissedecekleri duygular sunmalılar. Sevgi dolu bir dokunuş, sıkı bir kucaklama, onlara kalabalık sözlerden çok daha fazlasını söyler.


Babalık görevi asla bitmez, unutmayın!

 Çocuklar büyüyüp kendi yuvalarını kurduktan sonra bile, baba olarak varlığınıza ihtiyaç duyarlar. Maddi olarak herhangi bir katkıda bulunmasanız bile, çok uzaklarda olsanız bile, sadece nefes alıp veriyor olmanız bile, gölgenizin onların yuvasına düşmesi bile onlar için çok şey ifade eder. Çocuklarınız bu gerçeği ifade etmekte zorlanabilirler yada gecikebilirler. Ama siz, şimdiden, gölgenizin ve nefesinizin bile onlara çok şey söyleyeceği zamanları inşa edin.

BAĞIMLI ÇOCUKLAR

TANIM: Bir çocuk kendi kararlarını almak için sürekli başkalarından destek istiyorsa aslında yapabileceği şeyler için ailesine bağlı kalıyorsa bağımlılık söz konusudur. Çok küçük çocuklar için bağımlılık normal, hatta sağlıklı bir durumdur. Fakat okul çağına geldiğinde bu durumun devam ediyor olması sorunlara neden olur.


NEDENLER:

Bağımlılık asla tek bir olay nedeniyle ortaya çıkmaz, yıllarca süren bir davranıştır ve birçok nedeni olabilir.


 • Her zaman bir problemi ondan daha iyi çözen ya da bir duruma ondan iyi yaklaşan başkalarının olduğu öğretilerek bağımlılık yaratılabilir.

  • Bağımlılık bazı çocuklar için daha güçlü hissetme ya da ilgi çekmenin bir yoludur. Çocuğun “bana yardım edin, beni koruyun” mesajları daha fazla korunma ihtiyacın göstergesidir. Özellikle koruyucu tutuma sahip ailelerde çocuğun herhangi bir başarısızlığı çocuğun korunmaya ihtiyacı var gibi algılanır. Çocuğa ait bütün görev ve sorumluluklar “o yanlış bir şey yapar” düşüncesiyle anne ve babalar tarafından üstlenilmesi bağımlılık yaratabilir.

 • Çocuklarına yeterince zaman ayıramadıkları için suçluluk duyan, çalışan anne babaların bu durumu telafi etmek isterken çocuklarının üzerine çok düşmeleri.

 • Çocuklarına sınır çizmekte sorun yaşayan ve aşırı serbest bırakma bağımlılık nedenidir.


BELİRTİLER:

Aşağıdaki davranışlardan çoğunu uzun zamandır çocuğunuzda gözlüyorsanız bağımlılık problemi olma olasılığından söz edilebilir:


 • Teneffüste diğer çocuklarla oynamak yerine onları izlemeyi ya da öğretmeni ile oturmayı tercih ediyorsa

 • Öğretmenden sürekli yönlendirme, onay ve kabul bekliyorsa,

 • Öğretmeni yanında oturup her adımda yardım etmedikçe sınıf içinde etkinliğe katılmıyorsa,

 • Sınıf arkadaşlarıyla işbirliği yapmaktan kaçıyorsa,

 • Okula gitmek istemiyorsa, okul dışı etkinliklere katılmayıp, sürekli evde olmak istiyorsa,

 • Yaşıtı çocuklarla karşılıklı bir arkadaşlık kurmayıp, bir iki iyi arkadaşa bağımlıysa,

 • Anne babası yardım etmek için hazır olana kadar ödevlerini yapmayıp bekliyorsa,

 • Topluluk içindeyken yetişkinlerden ayrılmak istemiyorsa

 • Anne ve babası yanında olmadan başka bir yerde kalmak istemiyorsa,

 • Anne babası yanında olmadığında huysuzlaşıyorsa

 • Anne ve babası yokken bağımlılığını büyük kardeşe ya da ona yakın olan birine yöneltiyorsa (büyükanne, büyükbaba)


ÖNERİLER:

 • Çocuğu sosyal ortamlara alıştırmak, bazen yalnız bırakmak, ufak ayrılıklar yaşatmak erken dönemde alınması gereken önlemlerdir

 • Bağımlı davranışlar genellikle koruyucu anne baba tutumlarından kaynaklandığında anne babalar tutumlarını gözden geçirmelidir

 • Çocuk kendi giyinirse ters giyer, ayrı yatakta yatarsa üstünü açar, ödevini kendi başına yaparsa yanlış yapar diye düşünerek anne babaya sürekli ihtiyaç gidermekten kaçınmalıdır. Çocuğun kendi işlerini kendi başına yapmasına fırsat verilmelidir

 • Hem evde hem okulda çocuğa daha bağımsız olmasını öğretirken


Beklediğiniz davranışı açıkça ifade edin ve bunları yapmadığında ortaya çıkan sonuçları anlatın:


ÖRNEĞİN:

 • Çocuk okula giderken saati nasıl kuracağını öğrenmek zorundadır, zamanında hazırlanmazsa okul servisini kaçıracağını bilmelidir.

 • Okuldan getireceği eşya ve ödevlerini koyacağı özel bir yer hazırlayın. Kendi ödevi ya da okuma kitabını bulmak ana babanın işi değildir.

 • Ev ödevlerin küçük bölümlere ayırarak çalışmasını sağlayın. Eğer gerekli çalışmalar küçük parçalar halinde sunulursa, bağımsız çalışma ve başarı daha çok gerçekleşir.

 • Bir kâğıt ve silinebilir bir tahta üzerine haftalık bir tablo yapın, çocuğunuza uygun, yapmasını istediğiniz davranışları tek tek yazın ve her gün için yaptıklarının işaretlemesini isteyin. Bağımsız olarak yaptığı davranışların sonunda onu ödüllendirin.

 • Çocuğunuzun yapabileceği ve yapması gereken işlere müdahale etmemeniz konusunda kararlı olun. Her insan gibi yeni bir beceriyi öğrenirken çocuğu korumaya çalışmadan çabasını takdir edin.

 • Çabası için verdiğiniz ödüller, başarısı için verdiklerinizden daha sık olsun.

BİR ERGENE ANNE BABA OLMAK

 Ergenlik, çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş dönemidir. Ergenliğe giriş için kesin bir zaman yoksa da genel olarak kızlar 11-14 yaş arasında erkekler ise 13-15 yaşları arasında ergenliğe girerler.


DÖNEMİN ÖZELLİKLERİ

 • Ergenliğin ilk yıllarında büyüme hormonu fazla çalıştığından boy ve kilo artışı hızlı olur.

 • Yüzdeki sivilcelerle kendini belli eden dönemde fizyolojik değişiklikler yoğunlaşır.

 • Terleme artar.

 • Vücut direncinde azalma olur,

 • İştahta artış gözlenir.

 • Abur cubur yeme merakı artar.

 • Beden oranlarındaki değişiklikler istenmeyen sakarlıklara neden olabilir.

 • Bu dönemde çocuklar çabuk yorulur, dikkatlerin yoğunlaştırmakta zorlanırlar.


 Ergenlik dönemi ders başarısına da yansır. Ancak çoğu zaman yaşanan, istekli bir tembellik değildir.Dikkat sorunu, büyüme hormonunun vücuttaki enerjisinin büyük kısmını harcanmasından kaynaklanır.


 Anne-baba çocuğun bedensel gelişimini gözlemleyerek gelişme hızını tüm alanlara genelleyerek sorunların asıl kaynağını oluşturur. Yani anne-baba, yetişkin görünümlü vücutlardan yetişkin olgunluğu bekler; oysa duygusal gelişim henüz bu olgunlukta değildir. Ergenlerin ancak dönem sona erdiği zaman yetişkin gibi davranması ve düşünmesi beklenebilir.


 Anne-baba ve yakın çevrenin, ergenlik dönemi özellikleri hakkında bilgi sahibi olması, bu dönemin ergen için ne kadar önemli ve hassas bir geçiş devresi olduğunu bilmesi, ergenlere karşı daha olumlu yaklaşmalarını sağlayacaktır.


 Öncelikle dönemin özelliklerini çok iyi bilip ne tür değişimlerin ergende hangi davranışlara sebep olduğunu irdelemek gerekir. Sonrasında da tabi ki doğru iletişim.


NASIL YAKLAŞMALIYIZ?

 • Öncelikle ergeni bir birey olarak kabul edin ve sevgi, saygı gösterdiğinizi ifade edin.

 • Kararlı vetutarlı olun.

 • Kişilerin kendi seçeneklerine katlanması çok daha kolaydır.Birey olarak kabul gördüğünü, fikrinin önemsendiğini hisseden ergenle iletişim kurmak son derece kolaydır.

 • Sizlerle ilişkileri zayıflayacağı endişesiyle arkadaş ilişkilerini engellemeyin. Arkadaşın vereceği olumsuz etkileri en aza indirgemek için çocuğunuzun arkadaşını tanımaya çalışın ve kontrolü tamamen onlara bırakmayın.

 • “Benim gençliğimde.......” diye başlayan konuşmalardan kaçının.

 • Öğüt vermek yerine örnek olmaya çalışın.

 • Ergenin davranışlarında her zaman mantık aramanız sizi hayal kırıklığına uğratabilir.


 Ergenlik dönemini simgeleyen bir yontu yapılsa, ergen bir eliyle iten ve reddeden, diğer eliyle isteyen ve bekleyen şekilde gösterilebilirdi. Bir yandan yoğun bağımsızlık isteği, diğer yandan ait olma ve sahip çıkılma beklentisi bu dönemde yaşanan tipik çatışmalardandır.

ÇOCUKLARDA ÇALMA DAVRANIŞI

 Çalma kendine açıkça ait olmayan bir eşyayı izinsiz olarak alıp ona sahip olmasıdır. Her hangi bir olayı çalma olarak nitelendirmeden önce çocuğun gelişim dönem özelliklerini iyi bilmemiz gerekir. Örneğin; 2 yaşındaki bir çocukta sahip olma kavramı gelişmediği için, her şeyin kendisinin olduğunu düşünür. Senin, benim, onun kavramlarını ayırt edemez. Çocuk zamanla kendisinin olanla olmayanı ayırt etmeye başlar, ama bencil tutumu uzun süre devam eder. 3-4 yaşlarında çocuk sormadan bir şeyin alınmayacağını bilir, ama karşı koyamaz.


NEDENLERİ:

 1- Çocuğa yeterli harçlık verilmemesi: Çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmaması.

 2- Çocuğun hayatında önemli bir yoksunluk: Böylece çalma sembolik olarak anne babanın sevgi, ilgi eksikliğinin yerini tutar. Sevilmediğini düşünen çocuk, ilgi çekmek için çalabilir. Bazen anne baba kaybından sonra da ortaya çıkabilir. Genellikle çalma davranışı gösteren çocukların, ilgisiz anne babalar tarafından yetiştirildiği ve ihmal edildiği belirlenmiştir.

 3- Çocukta mülkiyet fikrinin gelişmemiş olması.

 4- İntikam almak: Örneğin; başarılı bir çocukla kıyaslanan bir çocuk, ondan intikam almak için eşyalarını alabilir. Çocuk otoriter anne baba ya da öğretmenden intikam almak için de çalabilir.

 5- Anne babanın çocuğun yaptığı bu davranıştan bilinçaltı zevk alması: Çocuk bunu hisseder ve çalmaya devam eder.

 6- Çocuk özdeşleşmek için kendine kötü örnek seçmiş olabilir: Çocuk bir grubun onayını almak için yapabilir. Amaç çalmak değil, başkalarına yaranmaktır.

 7- Özgüvenini artırmak için: Bazı çocuklar kendi güçlerini, erkekliklerini kanıtlamak için yaparlar.

 8- Çocuğun anne baba ile hesaplaşmasının bir yolu olabilir.

 9- Depresyon, yeni doğan kardeşe duyulan kıskançlık veya öfkenin çocukta yarattığı stresin göstergesi olabilir. Örneğin: eşine kızan bir annenin çocuğa bağırması.



ÇALMA NASIL ÖNLENİR

 1- Değerleri öğrenmek: Çocuğa dürüstlük ve başkalarının mülküne önem verme öğretilmelidir.

 2- Örnek oluşturma: Önce anne-baba çocuğa örnek olmalıdır. Başkasına ait eşyalar alınmamalı, bulunmuş eşyalar geri götürülmeli, diğer insanlar kandırılmamalıdır.

 3- İletişimi güçlendirmek: eğer evde çocuk yakın ilişkiden yoksunsa, yeterli zaman ayrılmıyorsa, aile bireyleri arasında ilişki güçlendirilmelidir.

 4- Çocuğa belirli bir miktarda harçlık verilmelidir: Çocuğun gereksinimlerini karşılayabilecek belirli bir harçlık verilmelidir. Çocuk ihtiyacı olduğunda tekrar alabileceğini bilmelidir.

 5- Mülkiyet hakları: Çocuğa ihtiyacı olduğunda, kendisine ait olmayan bir eşyayı nasıl ödünç alabileceği ve bunu nasıl geri vereceği öğretilmelidir.

 6- Etrafta bozuk para gibi cezbedici eşyalar bırakılmamalıdır.

 7- Çocuğun kendisine ait eşyaları olmalıdır. Çocuğun en azından birkaç eşyası olmalıdır. Anne-baba çocuğun eşyalarını kullanacağı zaman ondan izin almalıdır.


 Çocukların gösterdiği davranış bozuklarının temel nedeni, yaşadıkları duygusal boşluktur. Bazen çocuklar yalnızca geçirdikleri güzel anın bir hatırası bir nesneyi alabilirler. Tıpkı yeni gittiğiniz bir şehirden almış olduğunuz buzdolabı süsü gibi, size güzel anılarınızı hatırlatır.

ÇOCUĞUM ZEKİ AMA DERS ÇALIŞMIYOR

 Bazı veliler, eğitimcilerin çocuklarıyla ilgili söylediği eleştirilere karşı hemen savunmaya geçer. Hâlbuki bu tavır öğrencilere fayda yerine zarar verir. Çocuğu için her türlü çözüm yolunu aramak anne babalar için daha sağlıklı bir yoldur.


 Aileler çocukları ile ilgili olarak tarafsız değerlendirme yapmakta zorlanırlar. Çocuklarının eksikliklerini, hatalarını genelde görmek istemezler. Özellikle bazı annelere göre kendi çocukları dünyanın en akıllı, en uslu, en başarılı, en yetenekli çocuğudur. Oysa okula yeni başlayan çocuk, hayatın daha başındadır ve bu çocuğun pek çok eksiğinin, hatasının olması doğaldır. Okulda öğrenciyle uzun zaman geçiren öğretmen, çocuğu yakından tanıma fırsatı bulur ve çocuğun pek çok özelliğini tarafsız bir gözle belirleyebilir.


 Çocuğun iyi bir eğitim alabilmesi için okul ve ailenin işbirliği yapması gerekir. Çocuk okula kendini tanıması, yeteneklerini ve zaaflarını keşfetmesi; zaaflarını normal seviyeye kadar iyileştirmesi, yeteneklerini ise hayatta onu belli noktalara taşıyacak şekilde geliştirmesi için gider.


 Bazı veliler çocukları ile ilgili eleştirileri duyduklarında hatta çocukları ile ilgili olarak istenmeyen durumlara kendileri şahit olduklarında gerçekleri görmek istemezler. Çocuklarına asla toz kondurmazlar ve hemen savunmaya geçerler: “Aslında benim çocuğum çok zeki; ama ders çalışmıyor.” diyerek veya benzeri cümleler kurarak bahane bulma yoluna giderler. Bu yaklaşım, aile tarafından ciddi şekilde benimsenir ve bu tavırdan taviz verilmezse çocuğa, istemeden de olsa, büyük kötülük yapılmış olur. Çünkü aile gerçekte var olan bir sorunu görmek istememektedir. Öğretmenin değerlendirmelerine güvenmeyerek çocuktaki sorunları yok saymaktadır.


 Bir hastalığın tedavi edilmesi için öncelikle teşhis edilmesi gerekir. Sonra bu teşhisten emin olunması, daha sonra da doktorun verdiği reçetenin uygulanması gerekir. Doktor, hastalığı bilimsel veriler ışığında belirlediği halde, “Bu doktor bir şey bilmiyor, benim bir şeyim yok.” derseniz kendinize iyilik yapmamış olursunuz. Aile duygusal davranarak çocuğunun mükemmel olduğu konusunda ısrarcı olur ve öğretmenin belirlediği eksiklikleri, hataları, zaafları görmezden gelirse, çocuğun gelişimi adına büyük bir yanlışa düşmüş olur. Çünkü aile sorunun varlığını kabul etmeyerek, aslında var olan sorunun çözümünü reddetmekte; böylece de çocuğun eksikliğinin giderilmesine bizzat kendisi engel olmaktadır. Sorunu görmezseniz, çözümü de aramazsınız. Sorunun varlığını kabul ederseniz, çözüm için yapılması gerekenleri araştırırsınız. Sorunun çözümü için ne kadar erken davranılırsa çocuğun gelişmesi adına o kadar çok mesafe alınmış olur. Bu süreçte veli de çocuk ile ilgili her türlü bilgiyi öğretmenle paylaşmalıdır.

ÇOCUĞUMUZA EV GÖREVLERİNİ NASIL SEVDİREBİLİRİZ?

 Günümüzde çoğu anne baba, çocuklarının ödev yapmak istememesinden ve ödev saatlerinin adeta bir savaş haline dönmesinden şikâyetçidir. Peki, çocuklar neden ödev yapmak istemiyor ve bu süre hem anne baba hem çocuk için neden bu kadar sancılı geçiyor? Anne babalar çocuklarının, ödevlerini severek yapması için nasıl bir tavır içinde olmalı? Sorularına cevap aramalıyız. Bu cevapları şu şekilde sıralayabiliriz.


Empati Kurun

 Çocuk, bir yetişkin gibi sabah erkenden kalkıp okula gidiyor ve günün büyük bir kısmını okulda geçiriyor. Okulda ne kadar ders arası olsa da bütün gününü yoğun bir programla geçiriyor ve tıpkı sizin yoğun bir iş gününden sonra hemen eve dönmeyi iple çektiğiniz gibi istediğiniz gibi eve dönmeyi iple çekiyor. Okulun yoğun programıyla yorulan çocuk, eve döndüğünde daha kapıdan içeri girer girmez “hemen ödevlerini bitiriyorsun” gibi “ödev” kelimesinin telaffuz edilmesini veya okulla ilgili herhangi şey duymak istemiyor. Bütün gün evini özleyen çocuk, eve döndüğünde tek istediği biraz olsun okulu unutup, dinlenmek, evde eğlenceli vakit geçirmek.


 Kısacası evde olmanın tadına varmak istiyor. Bu nedenle çocuk eve döndüğünde o, konu açılmadıkça okulla ilgili bir şey konuşmayın. Eve geldiğinde çocuğunuzu sevgiyle karşılayın ve yeterince dinlenmesine izin verin.


Ne Yapması Gerektiğini Söylemeyin

 Sıcak bir “hoş geldin” ile sevgiyle karşıladınız. Peki, sonraki tavrınız nasıl olmalı? Çocuk eve gelir gelmez “ellerini yıka, yemek ye, sonra ödevlerine başla” gibi emir yağmuruna tutulmak istemez ve sizin bunları rutin olarak söyleyeceğinizi bildiği için bu sözlerinize kulaklarını tıkayabilir ve hatta “yine başladı…” diye sizi dinlemez bile. Bu nedenle çocuğunuzun okuldan sonraki zamanında ne yapması gerektiği hakkında hiçbir şey söylemeyin ve evde neler yapması gerektiğine siz değil, o karar versin.


Okul Sonrası Programına Kendi Karar Versin

 Çocuğunuza sorumluk vermezseniz hiçbir zaman büyümeyecek ve sorumluluk almayı öğrenemeyecektir. Bırakın ödevlerini ne zaman yapacağını o düşünsün. Ödev onun, sizin değil. Sizin göreviniz çocuğunuza zorla ödev yaptırmak değil, sadece ödev yapması için motive etmek. Bırakın ödev yapmadıysa sonuçlarına o katlansın ve davranışlarının sonucunu görerek, yaşayarak anlasın ve böylece sorumluluk almayı öğrensin. Bir birey olarak ona saygı duyun ve onun kendi seçimleri olduğunu unutmayın. “ karnın aç mı? Yiyecek bir şeyler hazırlayım mı, yoksa dinlendikten (ya da biraz oyun oynadıktan) sonra mı yemek istersin. İstediğin oyunu oynayabilirsin fakat ödevini yatmadan önce yapmayı unutma olur mu” gibi sözlerle onun sorumluluk almasına ve ödev yapacağı saate kendi karar vermesine izin verin.


Yeterince Dinlenmesine İzin Verin

 Çocuğunuz dışarı çıkıp top oynayarak mı, TV izleyerek mi, yoksa arkadaşlarını ziyaret ederek mi dinleniyor, günün yoğunluğunu çıkarıyorsa onunla meşgul olsun. Çocuğunuzu neyin yoracağına, neyin dinlendireceğine yine siz değil, bırakın o karar versin.


Ödevleri Akademik Başarının Kriteri Görmeyin

 Çocuğunuzun okul başarısının sadece ödevlerini yapmaktan ibaret olduğunu düşünüp baskıcı tavır takınmayın. Ödev akademik başarının sadece bir parçası, dersleri dinlemek, anlamak, okula severek gitmek ve arkadaş ilişkileri hepsi bir bütün olarak okul başarısını etkiliyor. Baskıcı yaklaşımınız sadece ödev yapmak istememesine neden olamaz, gün geçtikçe okuldan soğumasına da neden olacaktır.


Sadece Ödevleri Yaptığı İçin Sevmeyin! Koşulsuz Sevdiğiniz Mesajını Verin

 Ödev yapmak bir yerden sonra anne babalar için okul başarısı eşittir ödev oluyor ve anne babalar bunu o kadar gündemde tutuyor ki çocuk ödevini bitirince ödül alıyor, bitirmese cezalandırılıyor. Ödev yaparsa sevgi gösterisinde bulunuluyor. Bu öyle bir hale geliyor ki çocuk artık sadece ödevlerini yaptığı için sevildiğini düşünüyor ve ödevlerini yanlış bakmaktan yani sevilmemekten korkuyor ve kendini baskı altında hissediyor. Bu sadece ödevde söz konusu değil. Akademik başarı sevginin tek koşulu olmuş. Çocuk okulda biraz başarısızsa suratlar asılıyor ve seni sevmiyoruz mesajı veriliyor; başarılıysa sen benim “biricik oğlumsun, biricik kızımsın” deniliyor. Çocuklar tıpkı bizim gibi çeşitli nedenlerden dolayı bazı dönemlerde başarılı bazı dönemlerde başarısız olabilir. Önemli olan çocuğunuza her ne olursa olsun “seni koşulsuz seviyorum, sen benim için çok değerlisin” mesajını vermektir. O zaman çocuğunuz “ ödevimi yanlış yaparsam annem babam beni sevmeyecek” korkusundan kurtularak, eğlenerek ödevini yapacak ve kuşkusuz daha başarılı olacaktır.


Destek Alın

Kısaca özetlemek gerekirse çocuğunuzun çocuk olduğunu unutmayın ve ödevlerin çocuğunuzun hayatı değil, hayatında küçük bir ayrıntılı olduğunu unutmayın. Çocuğunuzu akademik başarı için şartlamayın. Bu çocukta baskı ve endişe yaratacak ve derslerine konsantre olmasına engel olacaktır. Hayat okul başarısından ibaret değil. Önce çocuğunuzun ruh sağlığı yerinde mutlu, kendiyle ve arkadaşlarıyla barışık sağlıklı bir birey olarak yetiştirmeyi amaçlayın. Akademik başarı sonradan kazandırılabilir ama yanlış davranışların etkileri sonradan tam silinemez mutlaka bir iz kalır. Çocuğunuzu “çocuğunuz” olduğu için koşulsuz sevin ve bir birey olarak kendi seçimlerine saygı duyun.

ÇOCUK VE TEKNOLOJİ

 Bilgi çağında yaşadığımızın en büyük göstergesi hızlı bilgi akışına ve erişimine sahip oluşumuzdur. Bu bilgiye evimizdeki, cebimizdeki ekranlar (televizyon, tablet, telefon, bilgisayar) vasıtasıyla internet üzerinden hızlıca ulaşmaktayız.


 Herkesin yoğun bir ekrana maruz kaldığı bu dönemde çocuklarımız için de bu durum kaçınılmaz hale gelmektedir.


Anne-babaların elinden telefonu, evinden televizyonu eksik etmezken çocuklarımızdan farklı bir tutum beklemeleri gerçekçi olmayacaktır.


 Burada ailelerin gözden kaçırdığı en önemli nokta ekrana maruz kalma sürecinde çocuklarının gördüğü zarardır. Ailelerin göz ardı ettiği bu zararın altında yatan bazı kaygı sebepleri vardır.


Bunlar:

 • Çevremdeki bütün çocukların elinde tablet, telefon varken benim çocuğum teknolojiye yabancı mı büyüsün?

 • Çocuğum başkalarının yanında mahcup olmasın.

 • Çocuğum çok zeki, telefonu benden daha iyi kullanıyor.

 • Yani zararlı biraz ama o tabletle ( veya telefonla) oynarken ya da televizyon izlerken ben de işlerimi hallediyorum, yapacak bir şey yok. (sanal bakıcı)

 • Zaten bütün gün çok yoruluyorum, akşam onunla oynamaya vaktim yok. (sanal bakıcı)


 Ekranın zararlarının farkında olmayan anne-babalar bu gibi hatalı düşüncelere kapılabilmektedirler.


 Çocuklarımız ekran yüzünden ileri ki yaşta öğrenmesi gereken şeyleri çok önce öğrenmekte, kimi zaman bu durum çocukta travma etkisine bile yol açabilmektedir.


 Ayrıca dikkatlerindeki dağılmaya sebep olmakta, en hareketli olmaları gerektiği dönemde çocuklarımızı hareketsizliğe alıştırmakta, adeta büyülemektedir.


 Hızlı ekran akışı, renklerin yoğunluğu gibi uyaran çokluğuyla çocuklarımızı o sanal dünyaya hapsetmektedir.


Türk Pedagoji Derneği’nin tavsiyesi göre çocuklarımızın ne kadar ekran karşısında kalması gerektiğine bakalım;

 0-3 yaş: Mümkün olabildiğince uzak kalmalıdır.

 3-6 yaş: Günlük en fazla 20-30 dakika ekran karşında kalabilir.

 6-9 yaş: Günlük en fazla 40-50 dakika ekran karşında kalabilir.

 9-12 yaş: Günlük en fazla 60-70 dakika ekran karşında kalabilir.

 12 yaş ve üzeri: Günlük en fazla 120 dakika ekran karşında kalabilir.


 Aynı zamanda çocuklarımız 7 yaştan önce sanal oyunlar ve internetle tanıştırılmamalıdır.


Ailelere tavsiyeler;

 • Evet, çocuklarımız vakti gelince teknolojiyi öğrenmeliler. Böyle bir çağda er ya da geç öğreneceklerini düşünürsek bu tanışma ne kadar geç olursa çocuklarımız için o kadar iyi olacaktır.

 • Bırakın işleriniz yarım kalsın, her şey mükemmel olmak zorunda değil. Çocuğunuzun ekran karşında zehirlenmemesi için bir şeyler yapın. Çocuklaşın ve onunla oynayın.

 • Emin olun ki çocuğunuz ekranla vakit geçirmektense sizinle vakit geçirmek isteyecektir. Siz onunla vakit geçirdiğinizde ekranda önemini yitirecektir.

 • İşten geldiğinizde yorgun olabilirsiniz, ama çocuğunuzla geçireceğiniz vakit size ilaç gibi gelecektir.

 • En önemlisi çocuklarımız anne-babalarını model almaktadır. Eğer siz bütün gün elinizden telefonu düşürmüyor, televizyon izlemekten vazgeçemiyorsanız, çocuktan vazgeçmesini bekleyemezsiniz.

 • Geçen zaman geri gelmez, çocuğunuzla beraber kaliteli zaman geçirmeye özen gösterin.

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU (DEHB) NEDİR?

 Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu; çocukta yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan tarzda aşırı hareketlilik, dürtüsel olma(istekleri erteleyememe) ve dikkati yoğunlaştıramama gibi sorunlar ortaya çıkaran psikiyatrik bir bozukluktur. Çocuk Psikiyatrisi alanında en çok araştırma yapılan ve sıklığı ülkemizde %5 oranında olan DEHB 3 alt tipe ayrılır. Bunlar;


 1) Dikkat eksikliğinin önde olduğu tip

 2) Hiperaktivitenin ön planda olduğu tip

 3) Her ikisinin bir arada görüldüğü tip


Dikkat Eksikliği

 Dikkat eksikliği olan çocuk verilen yönergeleri takip edemez, dikkatini yaptığı işe vermekte zorlanır, okul eşyalarını kaybedebilir, detayları gözden kaçırabilir, uzun süre bir dersi dinleyemeyebilir.


Hiperaktivite-Dürtüsellik

 Hiperaktif ve dürtüsel çocuk; aşırı hareketlidir, yerinde duramaz, oturması gerektiği halde oturamaz, derste gezinir, sürekli konuşur, sırasını beklemekte zorlanır, çoğu kez olası sonuçları düşünmeden kendini fiziksel olarak tehlikeye atar, istenmeyen şeyleri ağzından kaçırır, konuşmaları dinlemeden konuya atılır, yalan söyleme, hırsızlık görülebilir, zorba davranışlar sergileyebilir.


DEHB’nin Nedenleri Nelerdir?

 DEHB konusunda kesin olarak tek bir nedenden bahsedilemez. Birçok faktörün DEHB’de rol oynadığı düşünülmektedir. Bunlardan en önemlisi genetik faktörlerdir. Aile geçmişinde DEHB olan birisi olduğunda bu bozukluk diğer kişilere göre daha sık görülür. Beyinin biyolojik yapısındaki anomaliler, beyin fonksiyonlarını düzenleyen hormonların çok ya da az salınması bu bozukluğa neden olabilecek diğer bir etken olarak düşünülmektedir. Hamilelikte geçirilen rahatsızlıklar ve ilaç kullanımı, hamilelikte alkol ve sigara tüketimi, doğum sırasında oluşabilecek komplikasyonların DEHB’e sebep olabileceği düşünülmektedir.


 Zekâ seviyeleri genelde normal ya da normalin üstündedir fakat okul başarıları düşüktür. Çünkü dikkat dağınıklığı ve aşırı hareketlilik çocukta öğrenme güçlüğü ortaya çıkarabilir.


DEHB genetik bir bozukluktur, anne-babanın yanlış tutumları sonucu oluşmaz. Anne-baba tutumları yalnızca DEHB’nin belirtilerinde artışa sebep olabilir.


DEHB’de İlaç Kullanımı Gerekli midir?

 DEHB beyin işlevlerindeki farklılıktan kaynaklandığı için ilaç tedavisi beyindeki hormanel dengeyi sağlar. İlaç kullanımı rahatsızlığın seyri açısından önemli bir konudur. İlaç kullanımı olmadan DEHB tedavisi bir hayli zordur. DEHB tanısının konması ve tedaviye başlanması sürecini muhakkak çocuk psikiyatrisi uzmanı bir hekim tarafından yürütmelidir.


DEHB’li Bireye Sahip Ailelere Öneriler

  • Küçük yaşlardan itibaren küçük motor kaslarını geliştirecek kesme, yapıştırma, boyama gibi faaliyetler yaptırılmalıdır. Bu sayede öğrenci sabır ve dikkat seviyesini git gide arttıracaktır.

  • Öğrenci ders çalışırken ebeveyn tarafından desteklenmeli ve ilgi görmelidir. Birebir çalışma her zaman mümkün olmasa da öğrencinin göz önünde bulunması küçük pekiştireçlerle desteklenmesi dikkatini uzun süre koruyabilmesi için faydalı olabilir.

  • Çocuklarla muhakkak göz teması kurularak konuşulmalıdır. Vücut dilimiz, jest ve mimiklerimiz ile çocuğun dikkatini mümkün olduğunca üzerimize çekmeliyiz ki çocuk dikkatini yoğunlaştırabilmeyi küçük yaşlardan itibaren öğrenebilsin.

  • Çocuğun özgüvenine zarar vermemek ve aile ilişkilerini bozmamak için eleştiri, yargılama, aşırı cezalardan kaçınılması gerekir. Çocuklara söylenecek ‘yaramaz, beceriksiz’ gibi negatif ifadeler negatif sonuçlar doğuracaktır.

  • Hiperaktif çocuğun aşırı hareketlerinden doğabilecek kazalar için evde önlemler alınmalıdır. Sivrilmiş mobilya köşeleri ovalleştirilmelidir. Kırılabilecek eşyalar çocukların ulaşamayacakları yerlerde muhafaza edilmelidir.

  • Ebeveynlerin kendi aralarından muhakkak tutarlı olmaları gerekmektedir. Ebeveynler arasında iyi olmayan bir iletişim her çocuğu olumsuz etkilemektedir.

  • Çocukların davranışlarına karşı ne çok vurdumduymaz ne de çok sert bir tutum takınmamalıyız. Tabiri caiz ise tatlı sert bir tutumda olmak, kuralları hatırlatmak ve o kurallara tüm ev halkının uymasını sağlamak, aşırı cezalardan kaçınmak gerekmektedir.

  • Çocuğun ilaç saatlerine dikkat edilmeli ve ilacı düzenli bir şekilde her gün aynı saatte alması sağlanmalıdır.

  • Yaşına uygun sorumluluklar verilmelidir.

  • Ev halkı olarak 15-20 dakikalık okuma saati belirleyip o saate herkesin okuma yapması sağlanabilir. Bu sayede çocuk belli süre boyunca dikkatini bir yere odaklaştırmayı öğrenecektir.

AİLELER İÇİN EVDE DİSİPLİNİ SAĞLAMA YOLLARI
Evde Disiplin

1-Çocuğunuzun dünyasına girin, onu dinleyin. Onun duygularını keşfetmeye çalışın.

 Onların zihin yapıları, merakları ve ruh dünyaları yetişkinlerden farklıdır. Bu yüzden ‘Bu konuda sen ne düşünüyorsun?’ gibi sorular sorarak Onların duygu ve düşünce dünyalarını öğrenmeye çalışmalıyız.


2-Hoş görülü ve kararlı olun.

 Hoş görülülük çocuğunuzun kendisini daha iyi hissetmesini, sınırlarını öğrenmesini ve işbirliği ruhuna sahip olmasını sağlar.


3-Neden soruları yerine Ne–Nasıl sorularını sorun.

 “Bunu neden yaptın? “, “Neden sinirlisin?” v.b. sorular çocuklara yargılayıcı ve tehdit edici gelebilir. Bunun yerine “Ne oldu?”, “Nasıl oldu?” gibi sorular sorarak onların duygu ve düşüncelerini öğrenerek, kendi çözüm yollarını üretmelerine, düşünce güçlerini geliştirmelerine yardımcı olunmalıdır.


4-Çocuğunuzu dinleyin.

 Bir takım yorumlar yapmadan, neler hissettiğini dinleyerek, çocuğunuza bazı duygulara sahip olmasının son derece doğal olduğunu gösterin. Çocuğunuzun kelimeleri arasındaki duygularına kulak verin.


5-Tutarlı olun

 Aile olarak kendinize özgü, açık olarak belirlenmiş, süreklilik gösteren kuralları belirleyin. Tutarlı olduğunuz zaman çocuğunuz şaşırmayacak ve olumlu davranışlar sergileyecektir. Farklı zamanlarda farklı kararlar alıyorsanız ve bu kararlarınızın mantıklı ve tutarlı bir sebebi varsa onu açıklayın ki çocuğunuz sözlerinizde tutarsızlık görmesin.


 Örneğin; Yarım saat önce pencereyi kapatmasını söylediniz. Ama şimdi aç diyorsanız bunun mantıklı nedenini de belirtmelisiniz.


6-Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın.

 Her çocuk ayrı bir dünyaya sahiptir. Ayrı ayrı yetenekleri, ayrı ayrı zekâları ve ayrı ayrı ruh yapıları vardır. Bu yüzden başka insanlarla olumsuz bir şekilde kıyaslanmak bırakın çocukları büyük insanları bile üzer.


7-Sorun meydana getiren davranışların kaynağını bulun.

 Sorun meydana getiren davranışların kaynağı bilinirse; Sorunların çözümü kolaylaşacaktır. Yanlış çözüm yolları problemin çözümünü kolaylaştırmayacağı gibi problemi büyütebilir ve başka sorunların ortaya çıkmasına sebep olabilir.


8-Hatalarını yüzüne vurmak yerine onlara yakınlık gösterin.

9-Karşılıksız sevin ve sevginizi hal ve hareketlerinizle gösterdiğiniz gibi dilinizle de söyleyin.

10-Çocuklarınızı evinizdeki problemlerde çözüm üretme sürecine katılmalarını sağlayın.

11-Çocuğunuza özel olduğunu gösterin.

12-Gerektiğinde hayır demesini bilin.
DOSTLUK

 Çocuklarınızın İyi Arkadaşlıklar Kurmalarını ve Doğru Kararlar Alabilmelerini İstiyorsanız,


LÜTFEN DİKKAT EDİN

 • Çocuğunuza zaman ayırın. Birlikte yapacağınız faaliyetleri onun seçmesine izin verin. Birlikte geçirilen zamanların keyfini çıkarmasına imkân tanıyın.

 • Ailece birlikte katıldığınız etkinliklerde çocuğunuz sizi sosyal ortamlarda gözlemleyebilir ve nasıl davranması gerektiğini öğrenebilir. Mesela, evinize misafir davet ettiğinizde.

 • Evde birlikte olduğunuz zamanlarda arkadaşlık ve bağlılık üzerine yazılmış hikayeler bulup bunları sesli olarak okumaya çalışın.

 • Çocuğunuzun öğretmeni ile görüşerek sınıfta sosyal becerilerin geliştirilmesine yönelik bir atmosfer oluşturmasına yardımcı olun.

 • Arkadaş edinmesini kolaylaştırabilmek amacı ile çocuğunuzu hoşlandığı bir arkadaşını eve davet etmeye teşvik edin.

 • Çocuğunuzun yetenek ve ilgilerini saptayın. Arkadaş edinebilmesi amacı ile bu yeteneklerini kullanmasında ona yol gösterin.

 • Çocuğunuzu özel programlara kaydettirin. Yardım grupları, korolar, spor takımları gibi faaliyetler, çocukların sosyalleşmelerine ve farklı ortamlarda arkadaşlık geliştirmelerine yardımcı olacaktır.

 • İyi arkadaş seçimlerini övün, destekleyin: “Çok iyi bir arkadaş seçimi yapmışsın, umarım sen de mutlusundur”, gibi.

 • Davranışları sizin tarafınızdan onaylanmış bir başka çocukla birlikteliğini övün, arkadaşıyla birlikteyken çocuğunuzun hoşuna gidecek şeyler planlayın. Örneğin “Ayşe’yi bize davet ettiğin zaman haber ver, sizi dondurma yemeye götürebilirim”,gibi.İyi bir arkadaşlık için ona öneriler sunun: “Arkadaşlarını gerçekten dinle, onların sözünü kesmeden, hayal kurmadan, vereceğin cevabı düşünmeden…Can kulağıyla dinle”, gibi.

 • Arkadaşlarını küçük görmeyin. Bu durumda onu da küçük görüyorsunuz demektir. Çünkü o, arkadaşlarını kendisi seçmiştir. Bu davranışınız çocuğunuzun benlik saygısını sarsacaktır.

 • Arkadaşları ile ilgili ince davranışlar geliştirmesini isteyin. Yere düşürdüğünü arkadaşından önce ona vermek gibi.

 • Eğer arkadaş seçimi konusunda itirazınız varsa, arkadaşının uygunsuz davranışları üzerine odaklanın ve üzüldüğünüzü söyleyin. Hemen ondan ayrılması gerektiğini söylemek yerine “Acaba arkadaşını bu davranışlarından vazgeçirecek bir şeyler yapabilir misin? Ben sana yardım edebilir miyim?” diyebilirsiniz.

 • Arkadaşlarının özel günlerini hatırlamaya özen göstermeleri konusunda onları uyarın.

 • Çocuklarınıza zor durumlarda bile hedefler koyma ve başarma yollarını öğretin. Arkadaşlık ilişkilerinde oluşabilecek problemleri olumlu taraflarıyla çözecek güçte olsunlar.

 • Arkadaşlar arası sorunları abartmayın.

 • Oyunlara katılması konusunda onu cesaretlendirin. (Basketbol, voleybol vb.) Unutmayın; işbirliği ve uyum, grup içinde öğrenilir.

 • Çocuklarınızın duygularını ve fikirlerini açıklamalarına izin verin. Onu dinleyin ki o da başkalarını dinlesin.

 • Çocuklarınızın kararlarına ve eylemlerine karşı yapıcı eleştiriler getirin ki liderlik yönleri gelişsin, o da arkadaşlarının kararlarına ve eylemlerine saygılı davransın.

 • Çocuklarınızın öz saygısını geliştirin. Ona değerli olduğunu hissettirin. Kendine güvenen çocuklar, güvenilen arkadaşlar olarak aranırlar.

 • Randevu saatlerine riayet etmesini ve verdiği sözleri tutmasını teşvik edin.

 • Arkadaşlarının sorumluluklarını, yeri gelince/gerektiğinde yüklenmesini tavsiye edin.

ÇOCUĞUNUZ ENERJİSİNİ NEREDEN ALIR?
“Enerjik ve Delidolu” mu, “Kendi Halinde Bir Çocuk” mu?”

 İlk boyut, çocuğunuzun harekete geçmeden önce nereden enerji aldığını gösterir. Kimi çocuklar enerjilerini çevreden edinirken, kimi çocuklar da kendi iç dünyalarından enerji alırlar. Bu özellik aynı zamanda çocuğunuzun enerjisini ve dikkatini hangi yöne yönelttiğini de gösterir. Enerjisini iç dünyasından alan çocuklara “içe dönük”;enerjisini çevreden alan ve duygu-düşüncelerini çevresine yansıtarak ifade eden çocuklara “Dünyasını Paylaşan” veya “dışa dönük” diyoruz. İçe dönük çocuklar, diğerlerinden daha sakindirler. Kalabalık ortamlarda çabuk yorulurlar. Tekrar enerji toplamak için yalnız kalmaya ihtiyaç duyarlar. Dışa dönük çocuklar ise tam tersi olarak kalabalık ve sosyal ortamlarda normalde olduklarından daha neşeli ve enerjik olurlar. Çocuklar arasında, yalnızca dışarıdan bakarak, basit bir gözlem ile onun hareketli, konuşkan ve enerjik mi; yoksa kendi halinde, akıllı-uslu ve sessiz-sakin mi olduğunu söyleyebilirsiniz. Bazı çocuklar yabancılarla tanışır tanışmaz konuşmaya başlarken, bazıları çekingenlik gösterir. Çekingen ve mesafeli durması, genel kanının aksine o çocuğun sosyal becerilerini veya zekâsını göstermez. Toplumumuzda maalesef, yaramaz ve hareketli çocukların daha zeki olduklarına dair yanlış bir düşünce vardır. Bir çocuğun hareketli veya sakin olmasıyla zekâsı arasında ilişki yoktur. Fakat bu veriler, çocuğunuzun kişilik yapısı ve mizacı konusunda size bilgi verir. Sadece “içe dönük” veya “dünyasını paylaşan” bir çocuk olduğunu öğrenerek, mizacı konusunda çok fazla bilgi sahibi olabilirsiniz. İçe dönük çocuklar his, düşünce ve fikirlerini kendi iç dünyalarında olgunlaştırmak isterler. Dışa dönük çocuklar ise duygu ve düşüncelerini hemen dışa vururlar. Dışa dönük bir çocuğa sahip anne-babaların bazıları, çocuklarının bir kez konuşmaya başladı mı hiç susmadığını söyleyerek dert yanarlar.


Dışa dönük bir çocuğun ne düşündüğünü/hissettiğini bilmiyorsanız onu dinlememişsinizdir.


İçe dönük bir çocuğun ne düşündüğünü/hissettiğini bilmiyorsanız ya sormamışsınızdır veya anlatması için yeterince beklememişsinizdir.


İÇE DÖNÜK ÇOCUKLAR

Duygu ve düşüncelerinin çoğunu kendine saklar.

 • Önce düşünür sonra konuşur.

 • Enerjisini kendi iç dünyasından alır ve ilgisini iç dünyasına yönlendirir.

 • Uzun süre kalabalık ortamlarda bulunmaktan hoşlanmaz.

 • İnsanlarla uzun süre diyalog ve etkileşim halinde olmak onu yorar.

 • Kalabalık bir ortamda bulunmanın çocuğunuzun aküsünü bitirdiğini ve dolmak için kendi kendine kalmaya ihtiyaç duyduğunu söyleyebiliriz.

 • Kısıtlı bir zaman diliminde, bir tek kişiye veya işe yönelmekten hoşlanır.

 • Bu yüzden, arkadaşlarıyla olmayı sevse de, tek başına olmanın sükûnetini arar ve dinlendirici bulur.

 • Oyun oynarken veya (ders) çalışması gerektiğinde, yoğunlaşmış bir kararlılıkla odaklanabilir; kendisini dış dünyadan soyutlayabilir.

 • Bir oyun veya aktiviteyi önce dışarıdan gözler, katılmak isteyip istemediğine dışarıdan karar verir.

 • Herhangi bir olay/durum karşısındaki takındığı tavır “izleyerek” öğrenmektir.

 • İçe bakış ile enerji toplar.


DIŞADÖNÜK ÇOCUKLAR

Sözlü olarak veya fiziksel tepkileriyle duygu ve düşüncelerini kolayca belli eder.

 • Sesli düşünür.

 • İnsanlarla bir arada olmayı sever.

 • Şöyle diyebiliriz; birileriyle etkileşim halinde olmak, üzerinde “şarj edici” bir etki bırakır.

 • Tek bir konu, uğraş veya oyuna odaklanıp kalmaktan hoşlanmaz. Bunun yerine aynı anda birden fazla şeye yönelmeyi sever.

 • Çevresine açık bir yapısı vardır.

 • Genellikle ilgi odağı olmaktan hoşlanır.

 • İnsanların ilgisini üzerinde hissetmekten rahatsız olmaz.

 • Çeşitlilik ve hareketi sever.

 • Kolay heyecanlanır.

 • Kendisinden bahsetmeyi sever ve insanlardan gizlenme ihtiyacı duymaz.

 • Sürekli koşuşturma halinde olmaktan çok hoşlanır.

 • Bir aktivite veya oyuna düşünmeden katılır, sevip sevmeyeceğine katıldıktan sonra karar verir.

 • Dolayısıyla herhangi bir olay veya bir durum karşısındaki takındığı tavır, onu inceleyerek değil, “yaşayarak öğrenmek” şeklindedir.

 • Etkileşim ile enerji toplar.

ÇOCUĞUNUZUN NEYE İHTİYACI VAR?

 Çocukların çiçekler gibi sabırla ve sevgiyle büyütülmeye ihtiyaçları vardır. Zordur ama eser kendini gösterdikçe tarifi imkânsız bir mutluluk vesilesidir. Mutlu ve sağlıklı çocuklar bizim geleceğimizdir. Onlara yapılan her emek geleceğimize sunulmuş en güzel armağandır.


 Çocukların neye ihtiyacını olduğunu bilen anne-babalar, bu ihtiyaçları daha iyi karşılar. Çocuk; evin, okulun, mahallenin, köyün, şehrin, kısacası hayatın çiçeğidir. Ve çiçeklerin büyümesi için suya ihtiyacı olduğu gibi çocuğun büyümesi, bedeni büyürken ruhunun küçük kalmaması için de bazı gıdalara ihtiyacı vardır. Siz de çocuğunuzun ihtiyaçlarını öğrenin.


1. SEVGİYE İHTİYACI VARDIR

 Çocuğun kayıtsız şartsız, su, hava ve ekmek kadar sevgiye ihtiyacı vardır. Herkes çocukları sevdiğini söyler. Sevmek kadar sevdiğinizi hissettirmek de önemlidir. Sevdiğinizi hissettirmenin en kısa yolu onunla birlikte zaman geçirmenizdir. Çocuğunuzla küçük bir gezinti yapabilir, onunla alışverişe çıkabilir, onu seyredebileceği, ahlakını ve insani değerlerini yücelteceğine inandığınız sinemaya veya tiyatroya götürebilir, akşamları ödevine yardım ederek sevildiğini hissettirebilirsiniz. Unutmayalım ki; “Hayat sevgi ile başlar ve sevgi ile devam eder.”


2. SINIRLARINI BİLMEYE İHTİYACI VARDIR

 Çocuğun sınırlarını bilmeye ihtiyacı vardır. Çocuk kendisinin başkalarından ayrı ve bağımsız biri olduğunu ne kadar erken hissederse ruhen daha olgun bir kişiliğe erişecektir. Bunun için birtakım basit ama önemli kuralları uygulayabilirsiniz. Mesela yemeği sofrada yeme alışkanlığınızı disiplinli bir şekilde sürdürürseniz, sofrada ayrı bir sandalyesi ve kaşığı, tabağı olan çocuk kendisinin farklı biri olduğunun eğitimini almış olur. Uykusunu kendine ait yatakta uyuması da bu eğitimin bir parçası olacaktır. Çocuk bütün zamanını bilgisayar başında harcamamalıdır. Ya da keyfine göre oyun oynamamalıdır. Zamanını belli sınırlarla değişik işlere, oyunlara paylaştırırsanız çocuğunuz sınırları bilen, yerini ve kendi öz değerini fark edebilen bir kişilikte yetişir.


3. SORUMLULUKLARINI BİLMEYE İHTİYACI VARDIR

 Çocuğunuzu sorumluluk sahibi olarak yetiştirmeye çalışın. Çocuğun gelişimini sağlıklı sürdürebilmesi için önce kendine, sonra ailesine, topluma ve ülkesine karşı olan sorumluluklarının olduğunu öğretmeliyiz. Mesela, her yemekten sonra ellerini yıkamak, dişlerini fırçalamak, sağlıklı olduğuna şükretmek gibi öğretiler beden ve ruh sağlığı açısından çok önemlidir. İyi bir insan olması gerektiği, insanların en iyisinin diğer insanlara faydalı hizmetlerde bulunan kimse olduğu sık sık telkin edilmelidir. Böylece insanlara karşı sorumluluğu olduğunu bilerek büyüyen çocuk derslerini daha iyi çalışacak, daha güzel ve faziletli yaşamayı öğrenecektir.


4. ÖVGÜYE İHTİYACI VARDIR

 Çocukların da diğer insanlar gibi övgüye ihtiyaçları vardır. Olumlu görülen her davranış alkışlanırsa daha olumlu davranışların yolunu açar. Övgü, dozunda, içten ve inandırıcı bir şekilde olmalıdır. Yapmacık övgüler aksi tesir bile doğurabilir. Yapılmayan bir davranıştan dolayı sırf övgü olsun diye övgülerde bulunmanın çocuğunuzun ruh ve karakter gelişimine bir katkısı olmayacaktır. Erişkinler zarafetli ve nezaketli olmakla çocuklara örnek olabilirlerse gelecek nesillere en büyük hediyeyi sunmuş olacaklardır.


5. FARK EDİLMEYE VE ÖZEN GÖSTERİLMEYE İHTİYACI VARDIR

 Çocuğunuza özen gösterin, onun buna çok ihtiyacı var. Küçük ayrıntılara dikkat ederek özen gösterdiğinizi hissettirebilirsiniz. Giydiği elbiselerin ütülü olup olmamasına, renk uyumuna özen gösterdiğinizi ‘bu elbise sana çok yakışmış, ne kadar da güzel giyinmişsin böyle, aferin...’ gibi sözlerle onu fark ettiğinizi ve ona özen gösterdiğinizi hissettirmeye çalışabilirsiniz. Kendisine özen gösterildiğini hisseden çocuk daha dikkatli ve sorumlu davranış sahibi bir kişiliğe sahip olacaktır.


6. ÖZGÜR OLMAYA; AMA SINIRLARINI BİLMEYE İHTİYACI VARDIR

 Çocuk özgür olmalıdır. Fakat özgürlüğün de bir sınırı vardır. Özgürlük başıboş, sorumsuz, sınırsız davranışlarda bulunmak değildir. Çocuk kendi sınırlarının ve başkalarına karşı sorumluluklarının olduğunun bilincinde olursa özgürce davranışlarda bulunabilir. Çocuğu özgürlük içinde bağımsız biri olsun niyetiyle yetiştireceğim diye onun her davranışını hoş görür, hatalarına göz yumarsak şımartılmış çocuk sendromuna sebep olabiliriz. Arabanızla giderken çocuk mutlaka arka koltukta oturmalıdır ve emniyet kemerini takmalıdır. Çocuk istemiyor, söylüyorum dinlemiyor, ne yapayım ben de bıraktım ipin ucunu, ne hali varsa görsün demek doğru değildir. Güzel bir sözle, tatlı tatlı ikna edilerek, çocuğunuzu sabırla eğitmekten başka bir çare yok. Kıyamıyoruz, hadi kalbini kırmayayım derken şımarık, sınır tanımaz bir çocuk yetişmesine sebep olabilirsiniz. Çocuğunuza her şey aldığınız, her istediğini yerine getirdiğiniz halde o hâlâ mutsuz ve doyumsuzsa, kendini dünyanın merkezi gibi düşünüp herkesin ve her şeyin kendi etrafında dönmesini istiyorsa, aşırı sinirlenme, taşkınlık gösteriyorsa aman dikkat!.. Şımartılmış çocuk sendromuna doğru gidiş söz konusudur... O halde, her şeyde ölçü, ikna metodu, şiddetten uzak sabır dolu eğitim yoludur.


7. PAYLAŞMAYI BİLMEYE İHTİYACI VARDIR

 Çocuğunuza paylaşmayı öğretin. İyi bir insan olarak yetişmesinin yolu paylaşmaktan geçer. Çocuklar 3-4 yaşlarına kadar her şeye “benimdir” der. Bu ağaç benim, bu anne benim, tabak benim, kuzular, kuşlar her şey benim demek çocuğun hoşuna gider. Bu sahiplenme duygusu 4 yaşına kadar normaldir, hatta daha sonra sahip olduklarını paylaşabilmek adına iyidir de. 4 yaştan sonra hâlâ ‘her şey benim’ diyorsa o zaman çocuğa hızlı bir şekilde paylaşma duygusu eğitimi verilmelidir. Mesela başka insanların da sahip olduğu eşyalar olduğunu, ‘bu kalem babana ait’, ‘bu gömlek ablanın gömleği’, ‘bu saat anneninki’ gibi sözcüklerle başkalarının da eşyalarının olduğu tekrarlanırsa çocuğun şuuraltında paylaşma duygusu daha kolay yerleşir. Anne ve babalar çocuğu paylaşmak için zorlamalıdır. Bu, itici ve aksi tesir yapabilir. Çocuğunuzun cömert olmasını istiyorsanız küçük paylaşmalarını överek onu cesaretlendirmelisiniz. Çocuk çok sevdiği bir oyuncağı kardeşiyle yada misafirliğe gelen diğer bir çocukla paylaşmak istemiyorsa, başka bir oyuncağı paylaşmasını tavsiye edebilirsiniz. İki çocuk paylaşma adına anlaşamıyorsa hemen müdahale edip taraf olmayın. Onların çözüm yöntemini biraz seyredin. Barışa ilk adım atan çocuğu ‘aferin’ diyerek övün.

ÇOCUKLARDA İNATLAŞMA İLE BAŞAÇIKMANIN YOLLARI

 Çocuklarda inatlaşma her yaş döneminde görülür. Bağımsız birer birey olduklarının farkına varmaya başlamaları ve dünyayı keşfetme merakları bu inatlaşma sürecini tetikler. Çocuklar anne-babaları ve çevresindekiler ile ayırım yapmaksızın her zaman ve her konuda çatışmaya girebilirler. Çocukların bir inatlaşma nöbeti süresince fikir değiştirdiğine tanık olabilirsiniz. Bazen, neyi isteyip neyi istemediğini bile anlayamazsınız. Örneğin, acıkmıştır ama evdeki yemeği yememekte direnir, hamburger ister, hamburgerciye gidersiniz, ben bundan istememiştim ötekinden al diye tutturur, öteki menüden alırsınız başka bir bahane bulur vb. Birinizden biri yenik düşene kadar devam eder bu sürtüşme.


 Çocuğunuzun inatlaşma dönemlerinde her iki tarafın da amaçlarını açıkça ortaya koymaya çalışın. Sizin amaçlarınız çok çeşitli olabilir; ona yemek yedirmek, bir oyuncakçının önünden geri çekmek, ablasının odasından çıkmasını sağlamak veya uyutmak. Onun ise tek bir amacı vardır; sizin dediğinizin tersini yapmak. Ancak bu şekilde size kendisinin bağımsız bir birey olduğunu, kendi tercihlerini kendisinin yapabildiğini kanıtlayacaktır. Pek çok anne-baba bunun farkında olmadığı için çocuklarıyla gereksiz yere çatışmaya girer ve kendilerini de çocuklarını da yıpratır. Daha da kötüsü bazı çocuklar bunu bir alışkanlık haline getirirler, daha ileriki yaşlara taşırlar ve anne-baba bu çatışmalara çözüm olarak şiddete başvurmaya başlar. Kısacası çok küçük yaşlarda başlayan ve çocukların gelişiminde çok doğal olan inatlaşma, anne-baba ve çocuk arasındaki bir iletişimsizliğin başlangıç noktası olabilir ve bir kısırdöngüyle son bulabilir.


Çocuğunuzla çatışmaya girdiğinizde yapmanız gerekenler şöyle sıralanabilir;


 1. Her şeyden önce bu durumda soğukkanlılığınızı korumaya çalışın. Derin bir nefes alın ve içinizden "O sadece bir çocuk" deyin. Öfkeli bir tavır takınmayın, yumuşak ve uzlaşmacı bir ses tonuyla konuşmaya özen gösterin. Kesinlikle başarısız olacağınızı aklınıza getirmeyin.

 2. Sahada olmadığınızı ve futbol oynamadığınızı unutmayın; her ikiniz de kazanabilir, her ikiniz de amacınıza ulaşabilirsiniz. Amacınız ona, kimin güçlü kimin güçsüz olduğunu ispatlamak değil, o anda elde edemeyeceği bir şeyden vazgeçmesini sağlamak olmalı.

 3. İstediği şeyi neden yapamayacağınızı basit bir şekilde açıklayın ve bu açıklamayı yaparken mutlaka bu durumdan dolayı ne kadar üzgün olduğunuzu belirtin. Onun istediği şeyi sizin de istediğinizi ama koşulların buna izin vermediğini söyleyin. Duygularını paylaştığınızı bilmek onu hem rahatlatacak, hem de sizi ona karşı sürekli engeller koyan bir düşman olarak görmesini engelleyecektir.

 4. Ona kararlı ve tutarlı, fakat mutlaka sevecen bir tavırla yaklaşın. Önce "hayır" dediğiniz bir şeye sonradan "evet" derseniz çocuğunuz bunu size karşı sürekli kullanmaya başlayacaktır. Başka zaman ve durumlarda da siz pes edene kadar da sizinle çatışmaya devam edecektir.

 5. Ona gerekli açıklamaları yaptıktan, üzgün olduğunuzu söyledikten ve bu konuda kararlı olduğunuzu hissettirdikten sonra biraz zaman tanıyın. Bir süre sonra yeniden istediğini elde etmek konusunda sizinle inatlaşmaya başlarsa hiç tepki vermeyin. Birkaç denemeden sonra vazgeçecektir.

 6. Çocuğunuz her şeye rağmen sizinle inatlaşmaya devam ediyorsa, dikkatini istediği şeyden başka bir noktaya çekmeye çalışın. Bu bir çizgi film, bir kuş, bir kedi, sevdiği bir yiyecek veya oyun, herhangi bir şey olabilir. Çocuğunuz sakinleşene kadar ilgisini çekebilecek değişik alternatifler deneyebilirsiniz. Bu küçük yaştaki çocuklarda daha çok geçerlidir. Ancak, okul yaşına kadar, hatta bazen daha sonrasında bile bu yöntemin yararını görebilirsiniz.

 7. Çocuğunuza seçenek sunun, böylece onu bağımsız bir birey olarak tanıdığınızı, onun kararlarına saygı duyduğunuzu düşünecektir. Kendisiyle ilgili kararları verebildiğini ve onun seçimine öncelik tanındığını düşünerek inatlaşmaktan vazgeçecektir. Siz de makul bir kaç seçenekten birini kabul ettirebildiğiniz için kendinizi rahat hissedeceksiniz. Sunduğunuz seçenekler ne kadar az olursa çocuğunuzun karar verme süresi de o kadar kısa olur. Sunduğunuz seçeneklerin, herhangi birinin seçilmesi durumunda onayladığınız seçenekler olmasına dikkat edin ki, yeniden bir anlaşmazlık yaşamayasınız.

KARDEŞ KISKANÇLIĞI

 Doğal bir duygu olan kıskançlık sevilen kişinin bir başkasıyla paylaşılamamasından ve temelde güvensizlikten kaynaklanır. O ana kadar kendine yöneltilen ilgi ve dikkatin kardeşine yöneltilmesinden rahatsızlık duyması bu durumun en temel sebebidir. Kardeşin doğmasıyla birlikte ona ayrılan zamanın azalması çocukta, bebeğe karşı gibi görünen ama aslında anne babaya karşı olan kızgınlık, kırgınlık gibi duyguların gelişmesine neden olabilir. Çocuk kendini terk edilmiş, güvensiz ve desteksiz hissetmeye başlar.


 Kardeş kıskançlığı ile okul öncesi dönemde sıklıkla karşılaşılabilir. Bir sorun olarak algılanmakla birlikte aslında çocuklarınızın kardeşlerini kıskanması, onların anne babalarını çok sevmelerinden kaynaklanan normal bir duygudur. Doğduğu günden itibaren ilgi odağı haline gelen ilk çocuklar, kardeşin gelmesiyle birlikte bu statüyü kaybetme duygusunu yaşayabilirler. Hemen hemen tüm kardeşler arasında var olan bir histir kıskançlık. Bu durumda önemli olan çocuğun bu duyguyla nasıl başa çıktığı ve anne babanın onun bakış açısından olaya bakabilmesidir.


 Kardeş kıskançlığı farklı şekillerde kendini gösterebilir.


 1) Dile getirme: “Kardeşimi hiç sevmiyorum.” ,“Keşke hiç doğmasaydı.” Vb.

 2) Regresyon/ Geriye dönüş: Bebeklik döneminde görülen özelliklerini yeniden gösterme: Emzik emme, alt ıslatma vb.

 3) İçine kapanma: Artık sevilmediği düşüncesiyle depresyona girme vb.

 4) Zarar verme: Fiziksel zarar verme: vurmak, çimdiklemek vb.


KARDEŞ KISKANÇLIĞINDA YETİŞKİNLERİ GÖREVLERİ NELERDİR?

 • Hamilelik döneminde baba ya da başka bir aile üyesi tarafından büyük çocuğun bakımı sağlanırsa anne hastanedeyken ya da bebekle meşgulken çocuk kendini ihmal edilmiş hissetmez ve yaşantısının değiştiği fikrine kapılmaz.

 • Kıskanan çocukla mümkün olduğunca nitelikli zaman geçirilmeye çalışılmalı, daha önce yapmaktan hoşlandığı alışkanlıklarını gerçekleştirmesi sağlanmalıdır. Bu sayede çocuk var olan değerini kaybetmediğini fark ederek özgüvenini koruyacaktır.

 • Yeni doğan bebeğe aşırı sevgi gösterisinde bulunmak yerine, var olan sevgiyi ilk andan itibaren paylaştırmaya çalışmak daha doğru olacaktır.

 • En iyi niyetli misafirler bile sadece bebekle ilgilenip büyük çocuğu unutma eğiliminde olabilirler. Yakınları yalnızca bebekle ilgilenmemeleri, büyük çocuğa da alışık olduğu tarzda ilgi ve sevgi göstermeleri konusunda uyarmak işe yarayacaktır.

 • Bebek için söylenen "Sürekli ağlıyor ve beni yoruyor oysa ben seni daha çok seviyorum" gibi bir cümle çocuk tarafından inandırıcı bulunmaz, tam tersine onu kandırmaya çalıştığınızı düşünebilir. Bu da çocuğun size olan güvenini zedeleyecektir.

 • "Sessiz ol, kardeşin uyanacak." gibi sözlerle çocuğun yaşantısını bebeğe göre ayarlamaya çalışmak kıskançlığı tırmandıracaktır.

 • Kıskanmasın diye çocuğa aşırı hoşgörü gösterilmesi durumu kötüleştirecektir. Çocuğa kıskanmasın diye gösterilen aşırı ilgi, kardeşinin onu kıskanmasına neden olabilir.

 • Bebeğe zarar vermesine izin verilmeyeceği kesin bir dille anlatılmalıdır.

 • Çocuk kardeşinin canını yaktıysa aşırı tepki gösterilmemeli, sinirlenmeden uyarıda bulunulmalıdır. Çocuk mesajı alsa da almasa da iki kardeşi yalnız bırakmamak doğru olacaktır. (Beş yaşına gelene kadar çocuklar zarar verip vermediklerini kavrayamazlar.)

 • Kardeşler arasındaki karşılaştırmalardan kaçınılmalı vebüyük çocuğunda bir zamanlar küçük bir bebek olduğu, aynı bakım ve özenin kendisine de gösterildiği çocuğa anlatılmalıdır.

 • Kardeşini sevmek zorunda olduğu söylenmemeli, "Sen artık ablasın" diyerek, yaşının üzerinde olgunluk beklememeli, onun da hala çocuk olduğu unutulmamalıdır.

 • Sevginizin eşit olduğunu göstermeye çalışmamalı ve her çocuğa, birbirinden ayrı olarak, özel bir sevgi duyulduğunu gösterilmelidir.

 • Eşit zaman ayırmaya çalışmak yerine, her çocuğa kendi gereksinimine göre zaman ayırmalıve büyük çocuğa kardeşinin gereksinimlerini kendi başına karşılayamayacağını anlatılmalıdır.

 • Ailenin bir bütün olduğu duygusunun hissedilmesi için aile bireylerinin birlikte yapabileceği etkinliklere yer verilmelidir.

 • Kardeşler arasında kıskançlık hissettiğinizde onları birbirinden uzaklaştıracak değil, yakınlaştıracak ortamlar oluşturun.

 • Aralarında yaşanan sorunlarda olayı kimin başlattığını öğrenmeye çalışmak yerine çocukların kavganın çıkmasında aynı derecede suçlu olmasından yola çıkarak sonuçlarına eşit şekilde katlanmaları sağlanmalıdır.

 • Çocukların kavgalarında hakem rolünü almak, çocukların tartışmalarına katılmak çocukların ana babasının diğerinin tarafını tuttuğunu düşünmesine neden olur. Bu da rekabetin yoğunlaşmasına sağlar.

 • Anne-babanın çocukla mümkün olduğu her fırsatta birebir iletişime geçmesi, birlikte ortak faaliyetlerde bulunması, çocuğa kardeşiyle ilgili ve evle ilgili küçük sorumluluklar vermesi çocuğa kendini hala güvende ve hala sevilen, önem verilen bir kişi olarak hissettirecektir.

 • Kardeşiyle ilgili karışık duyguları olan çocukların konu edildiği öyküler anlatarak, anne ya da babanın kendi kardeşiyle ilgili ilk hislerini paylaşması, çocuğun duygularını anlaması ve ifade etmesinde fayda sağlayacaktır.

KAYGILI ÇOCUK

 Diğer duyguların tanımında olduğu gibi, kaygının tanımını da yapmak zordur. Kaygı; Üzüntü, sıkıntı, korku, başarısızlık duygusu, acizlik, sonucu bilememe ve yargılanma gibi duyguların birini ya da birçoğunu içerebilir. Ayrıca kaygıyı etkileyen birçok faktör vardır; yaş, cinsiyet, anne-baba tutumları, anne-baba eğitim durumu, sosyoekonomik durum, anne-baba mesleği, kardeş sayısı, çocuğun başarı durumu gibi.


 Kaygı, yaşamımızda dozunda olmak koşuluyla gerekli bir parçadır. Ancak fazla kaygı yaşamı olumsuz etkiler. İlkokula giden bir çocuğun bir resmi tamamlamasını, ödevini, projesini yapmasını sağlayan ya da liseli bir öğrenciyi İngilizce sınavı için fazladan yarım saat çalışmaya zorlayan kaygıdır ve çocuğu olumlu etkiler. Ancak fazla kaygı çocuğun akademik gelişimi ve sosyal gelişimini olumsuz etkiler. Hatta bazen tamamen durdurur. Kaygı, yarardan çok zarar vermeye başladığında ne yapacağınızı bilmek, bu güçlü duyguyu sağlıklı bir şekilde yönetebilmek size ve çocuğunuza faydalı olacaktır.


 Yetişkinlere göre çocukların kaygıyı korkudan ayırt etmesi çok zordur. Kaygı genellikle gelecekteki olaylara tasalanmak olarak kabul edilir. Korku ise tam tersine, yaşanan bir duruma gösterilen tepkidir. Kaygı ve korku arasında farklar vardır.“Ben arıdan korkarım!” örneğinde olduğu gibi, korkunun kaynağını biliriz ve korku, kaygıdan daha şiddetlidir. Ayrıca korku daha kısa süreliyken kaygı uzun süre devam eder.


 Sonucunu kestiremediğimiz durumlarda kaygılı olmak normaldir. Beynimize “tehlike için hazır ol” mesajı veren kaygıdır. Farklı insanlar aynı duruma farklı yoğunlukta tepki verebilir.


 Kaygı çocuğunuzu yapılması gerekeni yapılmaktan alıkoyuyorsa, gereğinden fazla demektir. Bu, bazı çocuklar için rahatlıkla yapacakları bir işi engelleyecek güçte bir kaygı olabilir. Yetişkine bu önemsiz gibi gelebilir; ama bir çocuğun küçük bir olay için duyduğu kaygı tüm gününü kaplarsa, bu durumla ilgilenme zamanı gelmiş demektir.


 Çocukta görülebilecek kaygı belirtileri:

 • Sık sık okula gitmeyip evde kalmak isteme

 • Uyumakta güçlük çekme ve anne-babasının yanında kalmasını isteme

 • Sınav sırasında veya okul piyesinde nasıl görüneceği gibi henüz gerçekleşmemiş olaylar hakkında aşırı bir endişe.

 • Ödevlerin kalitesi hakkında sürekli kaygı duyma

 • İnsanların içine çıktığında anne-babasının yanından ayrılmama


Bir çocuğun aşırı kaygılı olmasının birçok nedeni vardır;

 • Anne-babanın beklentilerinin çocuk için ulaşılamaz olması

 • Arkadaşları tarafından reddedilme

 • Yeni bir arkadaş grubuna girme

 • Yargılanma korkusunun yerleşmesine yol açan sürekli eleştiri

 • Kendileri de kaygılı olan ve farkında olmadan çocuklarına da öğreten anne-babalar


NASIL YARDIM EDİLEBİLİR?

 Kaygılı bir çocuğa yardımcı olmanın en önemli ve etkili yollarından biri çocuğun söylediklerini gerçekten dinlemek ve anlamaktır. Aktif dinleme tekniği bu konuda yardımcı olabilir. Bu tekniği kullanırken şunları yapmalısınız:


 • Çocuğunuzu onu kaygılandıran şey hakkında açıkça konuşmaya teşvik edin.

 • Konuşmasını asla bölmeyin, asla onun adına konuşmayın.

 • Duyguları hakkında açıkça konuşmaya teşvik edin.

 • Asla “Bu şekilde hissetmemelisin” diyerek duygularını düzeltmeye çalışmayın.

 • Ara sıra başınızı sallayarak ve sessizce dinleyerek, söylediklerini anladığınızı ve saygı duyduğunuzu gösterin.


 Söylediklerini sakin bir şekilde dinleyip, hayatta birçok problemin olabileceğini ancak bunlarla baş etmek için uğraşmak gerektiğini vurgulamanız, kaygının üstesinden gelmek için başlangıç noktası olabilir. Ayrıca sizi kaygılandıran sorunlarla nasıl başa çıktığınızı ona anlatabilirsiniz. Çaresizlik, kaygının ana sebeplerinden biridir. En zor problemlerin bile çözümü olduğunu bilmek bu çaresizlik duygusunu yok etmek için iyi bir adım olabilir.


 • Hayal gücünü olumlu bir şekilde kullanmayı öğretin. Çocuklar kaygı yaratan bir durumla karşılaşınca, sakin ve hoş bir anıyı hayal ederek gevşeyebilir.

 • Kendisiyle olumlu bir şekilde konuşmayı öğretin. Kendi kendine “Yapabileceğimin en iyisini yapacağım ve önemli olan da bu” gibi olumlu şeyler söylemesi için yüreklendirin.


Son olarak, fiziksel yakınlığın etkisini sakın küçümsemeyin. Kimi çocuklar için konuşmanın bir adım ötesinde, sarılma ve kucaklamalarla yanında olduğunuzu hissettirmeniz oldukça güven vericidir. Bu, birinci sınıfa giden bir çocuktan liseli gençlere kadar geçerlidir. Liseli çocuğunuz dizinize oturmak için çok büyük olsa da, kanepe yanına oturup sarılmanızı engelleyecek kadar küçük değildir.

KEKEMELİK

 Kekemelik davranışı gösteren çocukların tedavisinde iyi sonuç alınabilmesi için terapist ile anne babanın işbirliğine ihtiyaç vardır. Öğretmen için okuldaki iletişimde, anne baba için evdeki iletişimde aşağıdaki önerilere uymamız, uymanız yararlı olacaktır.


1. Kekemelik konusunda kendi olumsuz duygularınızı giderin. Sizin geriliminiz ona da yansıyacaktır. Çocuğunuzu “normal çocuk” gibi kabul edin. Unutmayın ki hecelerin %10'unda kekeliyorsa, %90'ını da kekelemeden söylemektedir. “İleride ne olur?”diye endişelenmek yerine; ona nasıl yardım edeceğinizi düşünün.

2. Çocuğunuzun üzerindeki konuşma baskısını azaltın.


  A. Çocuğunuz konuşurken onu dikkatle dinleyin. Gözleriniz onda olsun. Yüzünüzde endişeli veya gerilimli bir ifade olmamasına özen gösterin.

  B. Çocuğunuz konuşurken sabırla bitirinceye kadar bekleyin. Sözünü kesmeyin. Bitirdikten sonra acele cevap vermeyin. Çocukla olan diyoloğunuz telaşlı bir hava içinde geçmesin.

  C. Sürekli soru sormaktan vazgeçin. Sorularınız “EVET, HAYIR” veya kısa ifadelerle yanıtlanabilir olsun. Kendi arzusuyla konuşmaya başlarsa ona istediği kadar zaman tanıyın.

  D. Onunla konuşurken kullandığınız ses tonuna da dikkat edin. Bazen kelimelerle ifade etmediğinizi ses tonunuz ele verir.


3. Çocuğunuzun üzerindeki genel stresi azaltın.


  A. Gündelik hayatınız çok konuşmalı mı geçiyor? Dinlenmeye ve gevşemeye zaman kalmıyor mu? Çocuğunuz ne yalnız kalmalı, ne de aşırı bir telaş ve koşuşma içinde yaşamalı. Sakin bir yaşayışı olmalı.

  B. Davranış ve tutumunuz çocuğu utanç ,suçluluk ve yetersizlik duyguları içine itmemeli. Çocuk kendisini reddedilmiş, itilmiş, hor görülmüş hissetmemeli. Bu gibi duyguların oluşturduğu endişeler sonradan kekemelik olarak ortaya çıkabilir.


4. Çocuğunuza zaman ayırın.


  A. Çocuğunuzla elinizden geldiğince birlikte olmaya çalışın. Nasıl konuşursa konuşsun sizin için değerli olduğunu, konuşma şeklinin ve düzeninin önemli olmadığını çocuğa hissettirin.

  B. Çocuğunuza uygun bir ses tonuyla ve hecelemeden, akıcı bir üslupla bol bol okuyun. Seçtiğiniz kitap ve konuların içeriğinin çocuğun akademik düzeyine uygun olduğu kadar; grameri, dilinin ağırlığı açısından da çocuğun durumuna uygun olmasına dikkat edilmeli.


    İ. Okuma konusunu bitirdikten sonra,çocuğun cümleleri tekrarlamasına bazen de hikayeyi kendi sözleriyle size anlatmasına izin verin. Kitap hakkında soru sormaktan kaçını.

    İİ. Kitap okumak yerine masal,hikaye,hatırada okunabilir, anlatılabilir. Çocuklar küçüklük hikayelerini dinlemeyi çok severler.


  C. Çocuğunuzun dil ve konuşmayla ilgili deneyimleri zevk verici olsun. Konuşmasını kızmak, azarlamak, cezalandırmakla değil mutluluk veren olaylarla destekleyin.

  D. Duygu ve heyecanlarını sözle ifade etmesine imkan tanıyın, söylediklerini önemseyin. İfadede güçlük çekiyorsa ona yardımcı olun. Ama asla ifade ve sözcüklerini çocuğun ağzından alıp siz söylemeyin.


5. Çocuğunuzun konuşmasına siz iyi bir model olun.


  A. Gerek konuşurken, gerekse de okurken konuşma ve okuma hızınızı yavaşlatın. Bu konuda kendinizi eğitmeniz gerekebilir. Cümleler ve kelimeler arasındaki zamanı uzatmakla işe başlayın. Sonra kelimeleri de yavaş söylemeye gayret edin. Asla heceleyerek okumayın.

  B. Konuşmanızı yavaşlatmanız yanı sıra zahmetsiz ve yumuşak tarzda konuşmaya çalışın. Çocuğunuzun da öğrenmesi gerekecek olan budur.


6. Çocuğunuzun kekelemesine uygun tepkiler verin.


  A.“uygun tepki” çoğu zaman hiç tepki vermemek, KEKELEMİYORMUŞ gibi sabırla çocuğu dinlemek, konuşmasını alay yapmamaktır.

  B. Ancak bazı kelimeleri söyleyememek, takılmak çocuğa çok sıkıntı verebilir. Böyle zamanlarda sizden tepki gelmemesi daha da kötü olabilir. Bir şey söylemek ihtiyacı duyabilirsiniz. Bu gibi durumlarda ses tonunuzda acımak,olumsuz bir yorum,kaygı ya da şaşkınlık ifadesi bulunmaksızın, hatta alaysız bir tarzda hafifçe gülümseyerek “bu kelime uğraştırdı seni”, “bazen zor oluyor değil mi?” gibi sözler söylemeniz gerekebilir. Bu gibi sözler çocuğun gayretini tanıdığınızı ve kekelediği için onu suçlamadığınızı ifade edecektir.

  C. “Konuşmasını düzeltmekten , daha yavaş konuşursan kekelemezsin, yüzünü öyle yapma” gibi iyi niyetli ama olumsuz ifadelerden kaçının. Bu gibi davranışların çocuğu kekelemesinin sorumlusu yapmak gibi suçlayıcı etkisi vardır.

  D. Kekelemesi hakkındaki duygularını onunla konuşmaktan çekinmeyin. Kekelemesinin üzerinde durulmamalıdır. Ancak çocuk duygularını açtığı taktirde onun duygularını tanıyın, paylaşın. Kekelemesi hakkında konuşmak tabu değildir. Yalnız “kekelemek” yerine “konuşma zorluğu” ifadesini kullanırsanız onu damgalamaktan kurtulursunuz. Herkesin bir takım zorlukları olabileceğini ifade edin.

ÖZ DENETİM

Çocuklarımızın Doğru Kararlar Alabilmelerini, İnisiyatif Kullanabilmelerini İstiyorsanız


LÜTFEN DİKKAT EDİN

 • Çocuğunuzun küçük hatalarını büyütmeyin. Hatalarından ders çıkarmasına, yeni şeyler öğrenmesine yardım edin. Küçük hataları büyük hataların sigortası olarak düşünün.

  • Ona seçme hakkı tanıyın. Örneğin “Bir enstrüman çalmanı biz de çok isteriz. Keman ya da gitar mı çalmak istiyorsun? Bunun seçimini sen yap”. Diyebilirsiniz. Böylece sorumluluk alma konusunda cesaretlenecek, özgürlük duygusu gelişecektir.

  • Süreç içinde doğru seçenekler için gösterilen çabayı mutlaka övün. Örneğin; sınava hazırlandığı halde başarısız olan çocuğunuzun neden başarısız olduğunun analiz edilmesi bir dahaki sefer süreci daha iyi kontrol etmesini sağlayacaktır.

  • Çeşitli problem durumları tasarlayarak olası sonuçlarla ilgili tahminlerde bulunmasını isteyin. Sonuçları tahmin etmek ona problem oluşmadan önce durumları değerlendirme fırsatını verir. Böylece daha sağlıklı kararlar alır. Sonuçları tahmin edebilen birinin, davranışları üzerinde öz denetim kurma olasılığı yüksektir.

  • İsteklerinizi mantıklı açıklamalarla iletin. Örneğin soğuk bir havada paltosunu giymekte direndiğinde dışarı paltosuz çıkarsa üşüyüp hasta olabileceğini ve bu nedenle de bir süre dışarı çıkamayabileceğini söyleyebilirsiniz. Mantıksal sonuçların kullanımı, çocuklara seçim yapma olanağı verir.

  • Onu koşulsuz sevin ve sevginizi ifade edin. Sevildiğini hissettiğinde sizi memnun etmek için inisiyatif kullanacaktır. Unutulmamalıdır ki koşullu sevgi uzun vadede istenmeyen davranışları pekiştirmektedir. Koşullu sevilen çocuklar sizin denetiminize açıktır. Sizi mutlu etmek için kendi inisiyatiflerine uygun olmayan davranışlar sergileyebilirler. Bu da dıştan denetimli çocuklar anlamına gelir.

  • Tutarlı olun. Bir gün izin verdiğiniz bir davranışa başka bir gün izin vermemeniz onu şaşırtacak ve koyduğunuz sınırlara tepkide bulunup olumsuz davranışlar göstermesine neden olacaktır. Tutarsız davranışlar, çocukların inisiyatif geliştirmesine engeldir.

  • Ona güvenilir bir çevre hazırlayın. Keşfetmesine imkân tanıyacak, meraklarını giderecek girişimlerini destekleyin. Korkarak alacağı kararların ne size ne de ona faydasının olacağını unutmayın.

  • Rasyonel olun. Kızgınlık, korku ya da intikam duygularıyla harekete geçmeyin. Zor durumlarda gerçekçi olmayı başaramayan ve duygularına yenik düşen anne babaların çocuklarının öz denetim becerilerinin yeterince gelişemeyeceğini aklınızdan çıkarmayın.

  • Fiziksel cezalar vermeyin. Bu tür cezalar dıştan denetimli çocuklar yetişmesine neden olur. Çocuk sadece bu tür bir cezayla karşılaştığı zaman engellenmiş olur. Üstelik fiziksel cezalar bir süre sonra caydırıcılık özelliğini yitirir, “dayak arsızı” denilen çocuklar yetişmesine neden olur.

  • Sınırları belirgin bir yaşam alanı oluşturun. Her zaman, her yerde içinden geldiği gibi davranamayacağını, çevresinin ihtiyaçlarını ve hassasiyetlerini de gözetmesi gerektiğini vurgulayın. Örneğin bir apartman dairesinde müziğinin sesini sonuna kadar açamayacağını; fakat bir dağ evinde daha rahat hareket edebileceğini anlatın. Sınırların çevreye ya da duruma göre esneyebileceğini belirtin.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

 Okul, çocuğa akademik beceriler kazandırmasının yanı sıra çocuğun kimlik ve kişilik gelişiminde ve sosyalleşmesinde oldukça büyük bir öneme sahiptir. Okula yeni başlayan çocukların okul ortamındaki ilk deneyimleri, başarı ya da başarısızlıkları; eğitim yaşantılarının sonraki aşamalarına yön vermesi açısından oldukça önemlidir. Özel Öğrenme Güçlüğü ise; zekâsı normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, okuma, matematik ve yazılı anlatımının beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanı konulan bir durumdur. Ayrıca kendini idare etme, sosyal algılama ve sosyal etkileşim sorunları da birlikte görülebilir.


Disleksi (Okuma Güçlüğü): Okuma güçlüğü tanısı bir çocuğun okuma başarısı zekâ düzeyinden belirgin olarak yetersizse konulur. Dil ve sözlü ifade anlamında güçlük çekmektedirler. İşitsel kavrama becerileri zayıftır. Okuma bozukluğu olan çocuklar sözel okumalarında birçok hatalar yaparlar. Yapılan hatalar; atlamalar, eklemeler ve kelimelerin çarpıtılması ile karakterizedir. Çocuğun okuma hızı yavaş ve okuduğunu anlaması zayıftır. Okuma bozukluğu olan birçok çocuk okumaktan ve yazmaktan hoşlanmaz ve kaçınır.


Disgrafi (Yazma Güçlüğü): Bir kişinin yaşından, zekâ kapasitesinden ve eğitim düzeyinden beklenenden daha düşük yazma yeteneğine sahip olma durumudur. Bakarak yazabilmelerine karşın, dikte ederek yazmada zorluk yaşarlar. Kelime seçimleri hatalı ve uygunsuz, paragrafları düzensiz, hecelemeleri daha zor ve sözcük dağarcığı daha dar olur.


Diskalkuli (Matematik Güçlüğü): Matematik alanında desteğe ihtiyacı olan öğrencilerin, dört yetenek grubunda eksikliklerinin olduğu belirlenmiştir. Dil yetenekleri (Matematik terimlerini anlama ve yazılı problemleri matematik sembollerine çevirme), algısal yetenek (sembolleri tanıma ve sayıları kümeleştirme yeteneği), matematik yetenekleri (toplama, çıkarma, çarpma, bölme ve temel işlemlerin sırasını izleme) ve dikkat yetenekleri (rakamları doğru yazma ve işlem sembollerini doğru gözleme).


Anne-baba ve çocuk açısından en olumlu yaklaşım, anne babanın sorunun varlığını kabul ederek, çocuğa yardım yoluna geçebilmesidir.


   Anne Babalara;


 1) Özel Öğrenme Güçlüğü hakkında bilgi sahibi olmaya çalışın. Çocuğunuzun kardeşlerine, öğretmenine ve çevrenize bu konu hakkında bilgi verin.

 2) Çocuğunuzun öğretmeni ile iş birliği içinde olun.

 3) Özel Öğrenme Güçlüğü ve beraberinde gelişebilecek sorunlarla tek başına baş etmeye çalışmak sizi yoracaktır. Bu nedenle özel eğitim desteği aldırın. Öğrenme güçlüğüne eşlik eden başka problemleri varsa bunun için mutlaka önlem alın.

 4) Özel öğrenme güçlüğü, tembellik ya da zekâ geriliği değildir. Çoğu zaman bu güçlüğe Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu da eşlik etse de DEHB, ayrı bir sorundur.

 5) Özel Öğrenme Güçlüğü olan çocukların zekâları normal ya da normalin üzerindedir. Bu nedenle bazı derslerde başarılı olurken bazı derslerde de sınıfın çok çok altında performans sergileyebilirler.

 6) Özel Öğrenme Güçlüğü olan çocukların bir kısmı, matematikte, bir kısmı ise okuma yazmada zorlanabilirler. Örneğin, henüz harfleri bile öğrenememişken matematikte oldukça iyi performans sergileyebilirler. Ya da okuma yazma öğrendiği halde hala sayıları ayırt etmekte güçlük çekebilirler.

 7) Özel Öğrenme Güçlüğü olan çocukların çoğu durumlarının farkında olup bunun neden kaynaklandığını bilememektedirler. Bunun için kendilerini kötü hissetmekte ve özgüvenleri düşmektedir. Çocuğunuzun özgüven ve motivasyon sahibi olmasını sağlayın. Çocuğunuzda mutlaka takdir edebileceğiniz bir özellik vardır. Bunu bulmaya çalışın ve bunu çocuğunuzu motive etmede kullanın.

 8) Kendi başına yapabileceklerini, onun yerine siz yapmayın. Aşırı koruyucu olmayın. Çocuğunuzun diğer çocuklarla aynı yeteneklere sahip, ancak biraz daha fazla zamana, tolerans ve anlayışa ihtiyacı olduğunu unutmayın.

 9) Öğrenme güçlüğü olan çocuklar, yaşadıkları başarısızlıklardan dolayı, genellikle öğrenmeye pek hevesli olmazlar. Bu çoğunlukla okuma-yazma içeren ödevlerle uğraşmaktan kaynaklanır. Anne-babalar, her gün sıkıntı yaşamak yerine programlı çalışmalarla daha iyi sonuçlara ulaşabilirler


Çocuğunuza Evde Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz?


 a) Çocuğunuzun günlük ödevlerini yaptırırken ders çalışma ortamının iyi konsantre olabileceği, sessiz ve düzenli bir ortam olmasına dikkat edin. Dikkati dağıldığında, kısa molalar vererek tekrar çalışma masasına dönün. Sıkıldığında ve sık sık mola vermek istediğinde ona yardımcı olun, ancak onun yerine ödevleri siz yapmayın. Eğer çocuk okurken yanlış okursa sinirlenmeyin, kızmayın ve cezalandırmayın.

 b) Çocuğunuzun, onu mazur gördüğünüzü bilmesi ve üzerinde baskı hissetmemesi çok önemlidir. Bu yüzden her yanlış okuduğu kelime üzerinde de durmamak gerekir. Aksi halde o sıkılmaya başlayacak ve motivasyonu düşecektir.

 c) Evde sesli ve sessiz okuma alıştırmaları yapın. Okuma alışkanlığını geliştirmek için, evde herkesin katıldığı okuma saatleri düzenleyin. Dikkat becerilerini geliştirmek için, yine evde herkesin katıldığı kelime türetme oyunu, isim-şehir-hayvan, scrabble ve adam asmaca gibi oyunlar oynanabilir.

 d) Yazı yazmak da Özel Öğrenme Güçlüğüolan çocuklar için stresli ve zordur. Bu yüzden, alıştırma yapmak için ayrılan süre gereğinden fazla olmamalıdır.

 e) Yazma konusunda; kelimeleri yüksek sesle okuyup hecelerine ayırın. Metinleri dikte edip yanlış yazdıklarını birkaç kez daha yazdırarak düzeltmesini sağlayın. Öncelikle kısa kelimeler üzerinde çalışın.

 f) Çocuğunuza evde ders çalıştırma konusunda yaşadığınız güçlükler ilişkinizi yıpratmaya başladıysa rehberlik servisinden yardım talep edebilirsiniz.

TİKLER

 İstemli çalışan çizgili beden kaslarında istem dışı ortaya çıkan aralıklı kasılmalardır. Bu kasılmalar bir kas ve odak grubunda olabileceği gibi birkaç kas ve adale grubundan da olabilir. Tikler yer ve biçimde değiştirebilir; Ancak bir süre sonra belli bir yerde (kasta) yerleşip kalır. Hareket çoğu zaman kişi tarafından olmadan tekrarlanır. Erkek çocuklarda daha çok görülür. Genellikle 6 yaşından sonra fazla görülmeye başlar. En çok 8-12 yaşlarında rastlanır. Okul öncesinde göz kırpma gibi basit tikler görülebilir. Bu da ön ergenlikte kaybolur. Tikler ergenlik çağında kaybolur. Yetişkinliğe uzananları da vardır. En fazla yüz ve boyunda görülür.


TİKLERİN NEDENLERİ

 Tiklerin oluşmasında en fazla ruhsal nedenler söz konusudur. Tikler genellikle iç gerilimlerin veya çatışmaların yansımasıdır. Kişi tikleri sayesinde bu gerilimlerden kurtulma çabası verir. Tiklere engel olmaya çalışıldıkça daha da artış gözlenir. Duygulanma, üzüntü, yorgunluk arttıkça tiklerde artış gösterir. Tiklere neden olan ruhsal etkenlerin başında erken yaşlarda başlayan ve süren korku, tedirginlik, kaygı, gerginlik vardır. Çevresinde, kavga, güvensizlik, tedirginlik yaşamak. Çevresiyle çatışma halinde olmak. Birden aşırı korku, coşkunluk, yorgunluk öfke, acı gibi durumlar yaşamak çocuklarda tiklerin oluşmasına sebep olabilir. Ruhsal etkenlerin yarattığı tiklere örnekler: 9 yaşındaki bir kız çocuğu aile içinde yaşadıklarını psikoloğa şöyle anlatmıştır. “Kardeşim beni çok rahatsız ediyor. Bana vuruyor. Buna karşılık babam beni suçluyor. Babam eve geç geliyor. Babamın gelmemesinden korkuyorum. Annem babam sık sık kavga ediyorlar.”Çocuğun aile içinde yaşadığı korku, tedirginlik, kaygı gibi durumlar onda ağız ve burun tiki oluşmasına sebep olmuştur. Göz ve boyun tiki olan erken okula başlamış 6 yaşındaki çocuk 10 yaşındaki abisini örnek almıştır. Abisinin oyun grubuyla oynamak istemiş, gruba katılmış fakat uyum sağlayamamıştır. Ailede ve okul çevresinde yaşadığı bu kırıklık onda göz ve boyun tiki geliştirmesine sebep olmuştur.


 Tiklerin oluşmasındaki bu neden tamamlanmamış bir hareketin temsilcisi şeklinde olabilir. Örneğin; çocuk vuruculuk, kırıcılık, saldırganlık gibi dürtülerini dışa vuramaz. Bilinç altındaki bu istekler çocuğun devamlı el kol hareketleri yapması şeklinde temsil edilir. Tiklerin nedenlerinden biri de istemsiz olarak tekrarlanan hareketlerin zamanla alışkanlık olması ve daha sonra da otomatik olarak yinelenmesi seklinde olabilir. Örneğin; göz kırpma başlangıçta göz rahatsızlığı veya yorgunluğa tepki olabilirken daha sonra otomatikleşerek tiki oluşturabilir. Boyun silkme kolalı bir gömleğin rahatsızlığından kurtulmaya çalışırken alışkanlık olan ve otomatikleşen bir tik olabilir. Omuz silkme, kaş kaldırma başlangıçta bir ret işareti olurken alışkanlık olur ve tike dönüşebilir. Tiklerin nedenlerinden biri de taklittir. Çocuk çevresinde bulunan anne babasını, arkadaşlarını, öğretmenini taklit ederken, onların davranış kusurlarını da edinebilir. Zamanla bu hareketleri taklit eden çocukta tik gelişebilir. İstemsiz kasılmanın ortaya çıktığı bölgeye ya da organa ilişkin uzun süren fiziksel bir tahrişte tike neden olabilir. Bu fiziksel tahrişler arasında uzun süre devam eden düzeltilemeyen görme bozuklukları, burun akıntısı, boyun ağrıları sayılabilir.


DÜZELTİCİ ÖNLEMLER

 Küçük tikler genellikle geçicidirler. Özel bir ihtimam ve bakım gerektirmezler. Ciddi ve ağır tikler devamlılık gösterirler. İmkanı varsa fiziki kaynaklar ve nedenler aranmalı, bulunmalı ve ayrılmalıdır. Çocuğun ailedeki, okuldaki ve yakınları ile olan çatışmaları ve bunların nedenlerinin bulunup ortadan kaldırılması uygun ve köklü tedbirlerdir. Taklit etmekten çocuğun dikkatini çekmekten, tenkit etmekten, akranları ile kıyaslanmaktan sakınılmalıdır. Yeteneklerini iyice saptamadan, bir çok derste daha başarılı olmaya zorlamaktan çekinmek gerekir. Hakaret, azarlama, izzeti nefislerinin kırılması ve bu çocuklara şiddet uygulanması tiklerin daha da artmasına ve buna eşlik eden bir seri duygusal bozuklukların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Anne babanın çocuğun bu halinden utanması çocuğu utandırması olumlu bir tedbir olmaktan uzaktır. Devamlı olarak anne babanın çocuğu kendi arzularına ve usullerine uydurmaya çalışması, yanlış bir tedbirdir. Çocuk bol bol dinlendirilmeli, bedenen uygun ihtimam görmelidir. Bazen gerekiyorsa okul dışı, ders dışı spor ve benzeri etkinlikler azaltılmalıdır. Diğer taraftan az aktif, yalnızlık içinde bulunan çocukların grup etkinliklerine katılması teşvik edilmelidir. Doktor tavsiye ederse ilaç verilmelidir. İlaçlar teskin edici tesir gösterirse hareketleri kolaylaştırabilir. Çocukta tik görüldüğünde, bir pedagog ya da çocuk ruh sağlığına başvurmak gerekir. Tike neden olabilecek organik etkenlerin dikkatle ele alınması, varsa bu tür bozuklukların tedavisi yoluna gidilmelidir. Tiki oluşturan nedenler ruhsal kökenli olduğu takdirde çocuklara oyun terapisi, psikoterapi yoluyla, ergenlere grup terapisi, psikodrama ya da psikoterapi yoluyla gerekli psikolojik tedavi uygulanmalıdır.

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ EBEVENLERE TAVİSYELER

 Anne ve babalar, hep çocukları çok ders çalışsın isterler. Ama başarı için önemli olan çok çalışmak değil verimli ve etkili çalışmaktır.

 Verimli ders çalışma: Zamanını hedefleri doğrultusunda etkili bir şekilde kullanmak ve ihtiyaca göre çalışmaktır.

 Çocukların öğrenmeye hazır olmaları için temel gereksinimlerinin karşılanması gerekir. Bu gereksinimler yeterli beslenme, uyku, sağlık kontrolleri kadar değer duygusu, güven duygusu, merak, dikkatle dinleme, oyun ve yalnız kalma istekleridir.

 Planlama becerisine sahip olabilmek için herkesin kullanabileceği ortak bir teknik yoktur. Çünkü her çocuğun öğrenme yöntemleri farklıdır. Kimi çocuklar duyarak, kimileri görerek, kimileri de yaparak-yaşayarak öğrenirler. Bazıları yalnız, bazıları da arkadaş gruplarıyla ders çalışmaktan hoşlanır. Bu örneklere ders çalışma saatlerindeki farklılıkları da katabiliriz.

 Etkin ders çalışmada öğrencilerin gelecekle ilgili kurdukları planlar etkilidir. (Ulaşılacak bir hedef). Genelde gelecekle ilgili plan yapmayan öğrencilerin çalışma motivasyonlarının düşük olduğu, okulla ilgilerinin olmadığı ve devamsızlık yaptıkları gözlenmektedir.

 Çocukların motivasyonlarının düşük olmasının edenlerinden biri de, ailenin başarı çizgisinin ya çok düşük ya da ulaşılamayacak kadar yüksek olmasıdır. Ayrıca çocukları her zaman başarılı olacakları konusunda yönlendirmenin yanlış olduğu, başarısız olabilecekleri durumlarında söz konusu olacağı unutulmamalıdır.


Kardeşler arası kıyaslama yapmayın. Başarıda ölçü, başkaları değil çocuğun kendisidir. Bunun için çocuk kesinlikle başkalarıyla kıyaslanmamalıdır.


NASIL YAKLAŞMALIYIZ?

 • Çocuğunuzla her gün neler yaptığı hakkında konuşun. Yemek saatleri bunun için uygun olabilir.

 • Aile içi ilişkilerin dengeli ve düzenli olması çocuğun başarısını olumlu etkiler. Sağlıklı bir aile ortamında karşılıklı anlayış sağlanırsa çocuk kendine güven veren, sorunlarıyla yakından ilgilenen bir anne baba bulur. Çocuklarla kurulan başarılı iletişim sayesinde çocuğun başarısı desteklenirken, başarısızlık durumunda çocuk anlayışla karşılanıp, başarısızlığın nedenleri araştırılır ve birlikte mantıklı çözümler bulunur.

 • Anne baba olarak geçmiş okul yaşantımızdaki başarılarımızı çocuğumuzun tekrarlamasını beklemek ya da ulaşamadığımız hedeflere çocuklarımız yoluyla ulaşmaya çalışmak, sadece kendimizi tatmin etmekten öte biri şey aramadığı gibi çocuğun geleceği için olumsuz adımların atılmasına yol açabilir.

 • Ergenlik döneminde de başarı oranı düşmektedir. Hızlı değişim ve gelişim sonucu ergenin dikkati zayıflamakta daha çokken tek başına kalma isteği artmakta; belli noktalara yoğunlaşmayla düşünce alanı daralmakta, hayal dünyası içine girmekte ve bütün bunlar çalışmasını ve başarısını olumsuz etkilemektedir.

 • Gencin anne babasına karşı duyduğu ancak doğrudan ifade edemediği kızgınlığı anne baba otoritesini reddetmek için kullanarak başarısız olması ve bu yolla anne babasından intikam almaya çalışması başarısızlığın nedenlerinden biri olabilmektedir.

 • Başarısız çocukların yarıdan fazlasının babalarının kendilerine zaman ayıramayacak kadar meşgul oldukları, yarıya yakınının ailesinde anne baba ilişkisinin iyi olmadığı görülmektedir.

 • Diğer yandan iyi niyetle sunulan bilgisayar, cep telefonu, TV gibi teknolojik olanakların kullanımına sınır getirilmemesi çocuğun derslerini ihmal edip başarısız olmasına yol açabilmektedir.

 • Sadece ders çalışmak çocuğun başarını yükseltmez. Öğrenci ders çalışmanın yanında dinlenecek, oyun oynayacak, müzik dinleyecek, gezecek, spor da yapacak. Bu tür etkinliklerle öğrenci dinlenecek, kaygısını azaltacak ve rahatlayacaktır.


ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER

Başlamak için pazartesiyi, önünüzdeki sınavın geçmesini, ikinci dönemi BEKLEMEYİN. Ne kadar çabuk başlamaya karar verirseniz o kadar hızlı sonuç almaya başlarsınız.


 • Tekrar edilmeyen bilgilerin % 30’u bir saat, % 80’i bir gün sonra unutulur. Bu nedenle tekrar şart.

 • Çalışırken ne kadar duyunuzu kullanırsanız “unutma” o kadar az olur. (Görsel, işitsel vb.)

 • Sizin için en uygun çalışma saatini belirlemeye çalışın. Bazı insanlar için sabahın erken saatleri uygundur, bazıları içinse akşam saatleri

 • Çalışmalarınızdan verim alabilmek için aralıklı çalışın.

 • Öğrenmek istediğiniz şeyleri parçalara bölerek çalışın.

 • Çalışırken, Tv, bilgisayar ve cep telefonundan uzak durmalıyız. (Çünkü beynimiz aynı anda iki şeye odaklanamaz.)


BAŞARISIZ ÖĞRENCİ YOKTUR. DOĞRU ÇALIŞMA YÖNTEMİNİ BİLMEYEN ÖĞRENCİ VARDIR.
YALNIZ UYUYAMAYAN ÇOCUKLAR

 “-Anneee! Uyuyamıyorum... Çok kötü bir rüya gördüm.” 4 yaşındaki kızının bu çağrısı Gülhan’ı derin uykusundan çekip alıyor. Kızının odasına gitmeden önce saatine bir göz atıyor: 02.00…


 Bu ve benzer senaryolar pek çok ailede neredeyse her gece tekrarlanıyor. Gece yarısı ağlamaklı bir ses tonu ile anne-babasının yatağında kendisine yer açmaya çalışan minikler ve “acaba doğru mu yapıyoruz?” diye düşünen, uykusuz kalmaktan perişan olmuş ebeveynler…


 Yalnız kalmaktan korkmak insanlık tarihi kadar eski bir korkudur. Buna rağmen birkaç nesil öncesine kadar anne-babaların yatak odaları çocuklar için ulaşılmaz bir yer iken günümüzde “aile yatakları” olağan hale geldi. Bunun pek çok sebebinden biri günümüz ailelerinin psikolojik öneriler bombardımanına tutulması sebebiyle hatalı davranmaktan çok çekindikleri ve 24 saat boyunca çocukları için var olmaları gerektiğini düşünmeleridir… Günümüz annelerinin pek çoğunun aktif iş hayatı nedeniyle çocuğuna yeterince vakit ayıramadığını düşünmesi de bu davranışın sebeplerinden biridir. Öte yandan bu devamlı beraberliğin çocukları için zararlı olabileceğini düşünen ailelerin kafası iyice karışıyor...


Ne yapmalıyız:


 Anne-baba yatağına sadece misafir olarak gelen çocuklarla ilgili bir endişe duymamız gerekmiyor. Özellikle küçük yaştaki çocukların kabuslar görüp korkuyla uyanmaları, karanlıkta uyumak istememeleri ya da yalnız kalmaktan korkmaları son derece doğaldır. Anne-babanın da bu durumda çocuklarını yatağına alması doğal bir davranıştır. “Ama” anne-baba yatağı kesin olarak ara sıra ziyaret edilen bir yatak olmalı ve kesinlikle çocuğun kendi yatağı haline gelmemelidir. Normal şartlarda çocuklar 2 yaşından itibaren problemsiz olarak geceyi anne-babalarından ayrı geçirmeye hazırdırlar. Bu yaşta çocuklar yetişkinlerin kendilerine ait özel bir hayatları olduğunu ve her an kendileri için var olmadıklarını anlayabilirler.. Ama eğer durum böyle değilse bile mutlaka bir sınır konulmalı ve çocuğun ilkokula başladığı 7-8 yaşlarından itibaren anne-baba yatağı sadece çok özel durumlarda paylaşılan bir yer olmalıdır. Bu özel durumlar şunlar olabilir:


  • Korku, yalnız başına olma korkusu(kötü bir rüya görmek ya da deprem vb.)

   • Aileden birinin ağır bir hastalık geçirmesi.

   • Ailenin oturduğu evi hatta şehri değiştirmesi ya da değiştirmek üzere olması.

  • Okula başlama ya da okul değişikliği.

  • Aile içi şiddetli tartışmalar.

   • Çocuğun ciddi bir rahatsızlık geçirmesi ya da hastaneye yatması.


 Yukarıdaki ya da benzer sebeplerden biri olmadığı sürece anne-baba olarak kararlı olun ve çocuğunuzun sizi köşeye sıkıştırmasına izin vermeyin. Çocuklar yeni bahaneler bulmak konusunda son derece yaratıcıdırlar. Çocuğunuzun sizin yatağınızdan vazgeçmesi için aşağıdaki tavsiyeleri deneyebilirsiniz:


  1. Bu değişiklik için kendinize ve çocuğunuza yeterli zamanı tanıyın ve sabırlı olun. Çocuğun kendi yatağına alışması 2 hafta kadar sürebilir.

  2. Çocuğunuzun yaşına uygun bir dille sizin de geceleri huzurlu bir uykuya ihtiyacınız olduğunu ama özel durumlarda her zaman sizin yanınıza gelebileceğini anlatın.

  3. Bu değişim sürecinde çocuğunuza normalde olduğundan daha fazla sevgi gösterin ve bir süre için onu şımartın. Uyku için bir program belirleyin (ılık bir banyo, masal okuma, müzik dinleme ya da ninni söyleme v.b.) ve bu programı düzenli olarak uygulayın.

  4. Yatak odanızda çocuğunuzun hoşuna gidebilecek yumuşak yastıkları, peluş hayvanları ortadan kaldırın ve bunun yerine çocuk odasını daha sevimli ve rahat bir hale getirin.

  5. Mutlaka sizin odanızda yatmak istiyorsa sizin odanızda bir yer yatağında yada benzeri bir ek yatakta yatmasına izin verin. Zamanla kendi yatağının rahatlığını buna tercih edecektir.

  6. Koridorda hafif bir ışıklandırma ile karanlık korkusunun üstesinden gelebilirsiniz. Çocuğun yatağını dışarıdan gelebilecek garip ışık-gölge oyunlarını görmeyeceği bir yere kurun.

  7. Kapıları açık bırakın. Hem çocuk odasının hem kendi yatak odanızın kapısını mutlaka açık bırakın. Sizin ulaşılabilir olmanız ona huzur verir.

  8. Sabahları uyandıktan sonra kısa bir süre için yatağınıza gelip keyif yapmasına izin verin. Bu hem onun hem de sizin için güne başlarken bir moral kaynağı olacaktır.

  9. Siz çocuğunuzun yatağına yatın. Eğer çocuğunuz geceleri sizin yatağınıza yatmak konusunda ısrarlı ise siz de onun yatağına yatın. Kararının birdenbire değişeceğini göreceksiniz.


Dikkat: Birkaç ay süren korku durumlarında mutlaka psikolojik yardım alın.

HAKKIMIZDA

Birikim Okulları 1996 yılında bir grup gönüllü girişimci tarafından kurulmuştur. Aynı yıl bir ilköğretim okulu ve bir dersane eğitim-öğretim hayatına başlamıştır. Bugün 42 Okul, 17 Kampüs ile eğitim öğretim alanında hizmet vermeye, çocuklarımızın geleceklerini aydınlatmaya devam etmektedir.

              

GALERİ                           

BİZİMLE İLETİŞİME GEÇİN

İLETİŞİM